Konuk Yazarlar

Tarih: 21.03.2021 10:54

Tüm çiçekleri koparsanız da... Bahar gelir!

Facebook Twitter Linked-in

Başlık Pablo Neruda’dan. Tam söylemi şöyle:

“Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz.”

Bugün Orta Asya’dan Balkanlar’a engin bir coğrafyada baharın ilk günü. Toprağın, havanın, ağaçların, kuşların hep birlikte güneşli, çiçekli günlere uyanışı. Bütün bunlar uyanır da insan uyanmaz mı?

Bugün ben de topraktan bir avuç, ağaçlardan bir dal, kuşlardan bir kanat olmak isterdim.

Her şeye inat geliyor işte bahar. İçimize niye gelmesin?

İnsan, doğadan alabildiği, öğrenebildiği kadar vardır. Doğadaki bütün canlılar güneşin doğumuyla uyanır. İnsan sabahın ışıklarıyla birlikte kendisini doğanın kucağına attı mı, bütün uyanışlardan payını alır.

21 Mart’a hazırlanırken son günlerde ben de doğanın sabah uyanışlarına ortak olmaya çalıştım. Bir kuşun üç uzun bir kısa ötüşünün hangi ağacın dalından geldiğini bulmaya çalışırken salkımsöğüt dallarına çarptım. Kış ortasındaki çıplak dal gitmiş, küçük öpücükler kondu yüzüme. Baktım; yaprakları patlamış, milim milim gözlerini açıyor. Bir an önümde yüzlerce yaprak ucu... Sarılsam, kucaklasam dedim...

***

Dün sabah Türkiye gündemine uyanış ise bambaşkaydı. Dün sabahı son üç günle birleştirince nasıl da talan bir gündemin ortasında olduğumuzu gördük...

Ülkede, dünyada olup bitenler, nasıl bir hayata katlanmak durumunda kaldığımızı gözümüzün içine soka soka gösteriyor. Dünyayı yaşanmaz kılmak için bütün girişimler tamam...

Doğayı katletmek, bir nefes temiz havayı haram etmek için her şey hazır...

Kadınların vahşice katledildiği ülkede mücadele için bir umut ışığı olan İstanbul Sözleşmesi’nin sabaha karşı “ben yaptım oldu” ile kaldırılması karşısında insan ellerini kaldırıp hangi hareketle devam edeceğini düşünüyor!

Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarlık rezervini tüketip bunun hesabını veremeyenlerin Merkez Bankası Başkanı’nı bozuk para gibi harcamasına niye şaşırmalı ki! Parti kapatmaları tarihe karıştırmakla övünen bir iktidar, öyle bir dava açıyor ki geçmişte kendisinin de ortak olduğu her şey iddianamede! Eğitim darmadağın...

İşsizlik, enflasyon, rakamları çarpıtarak azaltılıyor...

Dünyadaki saygınlığımız bir telefonun ucuna bağlanmış. ABD ile Rusya bütün dünyada yaptıklarını birbirlerinin yüzüne karşı söylerken, iktidar ikisi arasında sıkışmış dönecek yön arıyor...

***

Bütün bunların ortasında çaresizlik sendromuna düşmemeli insan. Asıl olan karşılaştığımız sorunlar değil, onları aşma gücü...

Ne diyor Rıfat Ilgaz:

Kaldır başını kan uykulardan/

Böyle yürek böyle atardamar/Atmaz olsun/

Ses ol ışık ol yumruk ol/ Karayeller başına indirmeden çatını/

Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm/ Alıp götürmeden büyük denizlere/ Çabuk ol

Tam çağı işe başlamanın doğan günle/

Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden/Her satırında buram alın teri/

Her sayfası günlük güneşlik/Utanma suçun tümü senin değil/

Yırt otuzunda aldığın diplomayı/ Alfabelik çocuk ol

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış/

Tel örgüler çevirmiş yöreni/Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende/

Benden geçti mi demek istiyorsun/ Aç iki kolunu iki yanına/ korkuluk ol.”

Bu gidişe teslim olmayacağız...

Doğa bize yaşamı, onurlu yaşam mücadelesini, yaşam sevincini, yeniden doğmayı, her şeyi öğretiyor.

Faruk Nafiz Çamlıbel’in dediği gibi:

Bir tarafımız örtülüyken karla, bir tarafımız anlaşır baharla... Karabasanlara inat, çölleşmeyeceğiz... Bu gidişe teslim olmayacağız, değiştireceğiz...

Mustafa Balbay


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —