26 Ekim 2021 tarihinde, hem Irak, hem de Suriye’ye sınır ötesi harekat için TBMM den geçirilen ‘torba tezkere’, asırlık devlet geleneklerimize uymayan usul(yabancı asker çağıran), şekil ve süre (iki yıl) açısından, hem de iç siyasete malzeme yapılarak siyasileştirildi.AKP, ‘ulus devlet refleksini geri plana ileten’ ve ‘tek adama tüm yetkileri veren’ torba tezkerenin gerekçeleri konusunda halkı ve muhalefet partilerini yeterince bilgilendirmeden yangından mal kaçırırcasına, TBMM’den geçirdi.
Ancak bu tezkere, ‘hayati ve stratejik’ sorunlarımızı çözmediği gibi, içte ve dışta çok önemli sonuçlar doğurmağa gebedir. Kamuoyu, tezkerenin meclise geldiği gün, millet ittifakının farklı tutumlarını öğrenebildi. Halbuki, yeni anayasa gibi bir çok önemli konu üzerinde birlikte çalışan, CHP, İP ve SP’nin, tezkere konusunda da ‘ulusal çıkarlarımız açısından tezkerenin getirisi ve götürüsünü’ ortaya koyup halkla paylaşmaları ve oylamada ortak hareket etme konusunda çaba göstermeleri daha doğru olurdu.
TEZKERE KİMİN GÜVENLİĞİ İÇİN DEVLETİN Mİ? HÜKÜMETİN Mİ?
Tezkereler, doğal olarak devletin bekası ve güvenliği için olmalıdır. Bu nedenle hükümet, tezkerenin içeriği ve amaçları konusunda önceden kamuoyunu ve muhalefet partilerini bilgilendirmesi gerekirdi. Aksine ulusal güvenliğimizi ilgilendiren tezkere siyasileşti, 2023 e kadar(iki yıllık) olması nedeniyle, haklı olarak ‘hükümetin bekası için tezkere’ gibi kabul edildi. Cumhuriyeti kuran, ‘tam bağımsızlık’ ilkesiyle, Kurtuluş Savaşı vermiş, genç Cumhuriyete karşı emperyaldevletlerin kışkırtmasıyla, din ve etnik eksenli kalkışma ve isyanlara karşı deneyimi olan CHP, bir nevi işgal sayılabilecek, 1 MART 2003 TEZKERESİNİ AKP NİN ÇOĞUNLUĞUNA RAĞMEN TBMM DEN GEÇMEMESİNİ SAĞLAMIŞTIR. Bu kez de CHP, tezkereye neden hayır oyu verdiklerini, 14 soru ile açıkladı. (26 Ekim 2021 günü oylanan tezkere öncesi sorduğu ve AKP tarafından yanıtı hala verilemeyen soruları, gazeteci Yavuz Selim Demirağ Yeni Çağ gazetesindeki köşesinde yazarak, kendince yanıtlamış olup, isteyen okurlar https://www.yenicaggazetesi.com.tr/chpnin-tezkere-sorulari-483134h.htm) adresinde bulabilirler. Ancak kanaatimce ‘Türkiye ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne’ tehdit olan ve meşrulaştırılmaya çalışılan ‘Garnizon Terör Devleti’ne karşı uluslararası düzeyde, NEDEN DİPLOMATİK SEFERBERLİK BAŞLATILMADIĞI, 1998 ADANA MUTABAKATININ NEDEN İŞLETİLMEDİĞİNİ VE SURİYE İLE HALA RESMİ TEMAS KURULMADIĞININ DA’ sorulması da gerekirdi. İP, ‘ulusal devlet refleksine ve Mehmetçiğe sahip çıkarak, HDP ile aynı safta görünmemek için’, eleştirdiği tek adamla aynı safta yer alıp, iki yıllık bir yetkiyi tek adama vermek durumunda kaldı. AKP bu tezkere ile millet ittifakında çatlak görüntüsü yaratıp, güç devşirmeye çalıştı.
HDP YÖNETİMİ İLE TABANI AYNI MI DÜŞÜNÜYOR?
HDP yönetimi önceki tüm tezkerelerde olduğu gibi “hayır” dedi. HDP yönetiminin Türkiye’nin, Suriye’deki emperyaldevletlerin müdahaleleri ile önceki yıllara göre çok daha artan güvenlik kaygılarına kayıtsız kalarak tüm tezkerelere hayır demesi normal mi? HDP yönetiminin, her etnik kökenden Anadolu halkının büyük bedeller ödeyerek içselleştirdiği anti-emperyalist bağımsızlık savaşına, üniter/ laik devlet anlayışına birlikte sahip çıkarak PKK terörü ile arasına mesafe koyma zamanı gelmedi mi? Ancak, HDP tabanı, Irak, Suriye ve Afganistan’da yaşananlardan sonra, Orta Doğu’daki etnikçi, mezhepçi vekalet savaşlarıyla ve halkları mağdur eden, göçe zorlayan emperyalist politikaların artık farkındadır. Emperyal devletlerin meşrulaştırmaya çalıştığı, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ihlal eden, Suriye Garnizon devletine karşı, HDP yönetiminin kamuoyunu tatmin eden hiçbir açıklaması bugüne kadar duyulmadı.
NATO 2030 Stratejisinin açıklanmasından ve ABD’nin Afganistan’dan aniden ve plansız çekilmesiyle, emperyalizmin yeni hedefinde, ‘üniter ve laik Türkiye’nin olduğunu iç ve dış gelişmeler göstermektedir. Daha önce ilan edilmiş, BOP gereği, bu toprakların, bölünüp parçalanarak, yeni bir Irak, Suriye ve Afganistan olmasını, iç çatışmalarla yıllar süren şiddet, acı ve yoksulluk bataklığına sürüklenmesini, hangi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı isteyebilir? Irak, Suriye, en Afgan halkının yaşadığı acıları, trajediyi ve çıkan sorunları ülkemizin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, tüm yurttaşlarımız gibi HDP seçmeni de bizzat Suriyeli ve Afganlı mültecilerle her an iç içe yaşayarak görüyor.
SURİYE YÖNETİMİ İLE RESMİ İŞBİRLİĞİ YAPILMAMASI, ARTIK BİR BEKA SORUNUNA DÖNÜŞMÜŞTÜR
Batı Emperyalizmin BOP projesi kapsamında Arap baharı ile Suriye’de Esat’ın iktidardan uzaklaştırılması gerçekleşmemiş, Rusya’nın ve İran’nın da desteği ile kuzeyde toprak kaybına rağmen, bugüne kadar ayakta kalmayı başarmıştır. Bugün başta batı devletlerinin bölgedeki maşası Suudi Arabistan olmak üzere, bir çok Arap ülkesi Suriye rejimi ile temas kurmaya çalışmaktadır. Bu süreçte, ABD nin gazına gelerek, ‘Stratejik Derinlik Politikası’yla yola çıkan AKPnin ‘kardeşim Esat’dan, düşmanım Esed’e dönen, ‘ihvancı’ yanlış politikaları’ sonucunda, en uzun ülke sınırına sahip olduğumuz Suriye sınırına süper güçler yerleşmiştir. Bu yanlış politika sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti toprağı olan, ata yadigarıSüleyman Şah türbesi ve Ceber Kalesinin terkedilmesine, bugüne kadar maliyeti 80 Milyar TL yi bulduğu ifade edilen mali yük ile milyonlarca Suriyeli mültecinin gelmesine ve IŞID militanlarının sızarak canlı bomba eylemleriyle yüzlerce insanımızın ölmesine, sosyal ve ekonomik dokumuzun olumsuz etkilenmesine neden olmuştur. Bununla da kalmamış, bugün sınırımızın hemen yanında ülke güvenliğimizi tehdit eden, batının ağır silahlarla donattığı Suriye Garnizon terör devleti ve ordusunun kurulmasına ve meşrulaşmasına zemin hazırlamıştır. Oysaki ‘dış politikada, ebedi düşmanlık ve dostluklar yoktur, karşılıklı ulusal çıkarlar’ vardır. AKP iktidarının, devletin en önemli ve meşru dayanağı olan, egemen Suriye Devleti ile yaptığı 1998 ADANA MUTABAKATI ve ASTANA SÜRECİ kapsamında, hem Suriye’nin hem de Türkiye’nin stratejik çıkarları için, SURİYE İLE RESMİ DİYALOG VE BÖLGESEL İŞBİRLİĞİNİ BAŞLATMAMASI artık bir BEKA SORUNU olmuştur. E.General Dr. Naim Babüroğlu’nun Halk TV’deki bir programda geçtiğimiz Pazar günü ifade ettiği gibi, en geç önümüzdeki beş yıl içinde, “Yurtta barış, Dünya’da Barış” şiarıyla, gereken adımlar atılmaz ise, torunlarımızın mutlu ve huzurlu bir ülkede yaşamasını büyük bir risk altına sokacaktır. Bu saptamadan hareketle, AKP+MHP Cumhur İttifakı iktidarının bu konudaki çok gecikmesi, ‘ülkemizin bekasına ve torunlarımızın geleceğine’ konulan büyük bir ipotektir. Her kaybedilen zamanda, ödenecek bedel artmaktadır. Bu yönüyle, Suriye Yönetimi ile resmi ilişkiye girilip, ASTANA FORMATI VE ADANA MUTABAKATI ile birlikte gerekli adımların atılmaması halinde AKP+MHP iktidarı tarihi bir vebal üstlenecektir. Türkiye’nin ve torunlarımızın geleceği AKP ve MHP (Cumhur ittifakının) omuzlarındadır. Göstermelik ve siyasileştirilerek, TBMM den geçirilen tezkerelerle bu sorunun çözülemeyeceği açıktır. CHP nin hayır oyu vermiş olması bu anlamda da yeniden değerlendirilmelidir.
TBMM DE TEZKEREYİ İZLEME VE DENETLEME KOMİSYONU İLE SURİYE BÖLGESEL TEMAS GRUBU BİR AN ÖNCE KURULMALIDIR
910 km lik en uzun sınıra sahip olduğumuz Suriye’de, ülkemizi ve halkımızı ilgilendiren görmezden gelemeyeceğimiz, HAYATİ VE STRATEJİK TEMEL SORUNLARI önem sırasına göre şöyle sıralayabiliriz. 1/ Suriye sınırları içinde ve özellikle IDLİB de Mehmetçiğin güvenliği ve koşulları, 2/ CENTCOM destekli Garnizon Devlet, 3/ İDLİB(küçük Afganistan) sorununun barışçıl çözümü, 4/Suriye Devleti ile resmi diyalog ve bölgesel işbirliği, 5/ Mültecilerin BM ile işbirliği yapılarak geri dönüşlerinin sağlanmasıdır. Kurtuluş savaşımızın karargahı, Gazi Meclisimizin sorumluluk ve inisiyatif alarak, tüm bu önemli sorunların; TBMM TARAFINDAN SON TEZKERENİN SAHADAKİ UYGULAMA VE SONUÇLARININ İZLENMESİ ve hatta ABD’de kongre üyelerinin yaptığı gibi DENETLENMESİ de sağlanmalıdır. Bu düşünceden hareketle, Millet İttifakı, bu tezkerenin peşini bırakmamalı, Suriye’de yaşadığımız sorunların, artık GÖSTERMELİK VE SİYASİLEŞTİRİLMİŞ TEZKERELER İLE ÇÖZÜLEMEYECEĞİNİ TBMM DE HALKA ANLATMALIDIR. Son yasalaşan TEZKEREYİ İZLEME VE DENETLEME KOMİSYONU, mutlaka TBMM de kurularak, öncelikle, Suriye’de, başta gözlem noktalarında görev yapanlar olmak üzere Mehmetçiklerin sorunları ile İDLİP’ te GÖREV YAPMIŞ KOMUTANLARIN NEDEN İSTİFA ETTİĞİNİN araştırılması öncelikli olmalıdır. Öte yandan, yukarıda sıralanan hayati ve stratejik sorunların sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin çabaları ile çözülmeyeceği açıktır. Bu nedenle, başta Rusya, İran ve Suriye olmak üzere, ASTANA SÜRECİ resmi taraflarının ‘meclis veya parlamento temsilcilerinin katılımıyla’ ile SURİYE BÖLGESEL TEMAS GRUBU’NUN DA TBMM ÇATISI ALTINDA İVEDİ OLARAK KURULMASI’nın gerektiği düşünülmektedir. AKP bu girişimleri desteklemese bile; MİLLET İTTİFAKI, TBMM ÇATISI ALTINDA YUKARIDA ÖNERİLEN ‘KOMİSYON VE TEMAS GRUBU’NUN KURABİLİR. Böylece BÖLGEDEKİ GELİŞMELERİ VE TEZKERENİN SONUÇLARININ SAHADA VE YERİNDE YAKINDAN İZLENEREK DENETLENMESİ VE PERİYODİK OLARAK RAPORLANARAK HALKIN BİLGİLENDİRİLMESİ, ÜLKEMİZİN GELECEĞİ İÇİN ÖNEMLİ VE YERİNDE BİR ADIM OLACAĞINA İNANILMAKTADIR. Yukarıdaki acil ve zorunlu önerilere ilaveten, Millet İttifakının, önümüzdeki süreçte emekli dışişleri ve askeri Jeopolitik uzmanlar ile yetkin düşünce kuruluşları birlikte ‘Jeopolitik Durum ve Türkiye Dosyası’ üzerinde mutlaka bir çalışma başlatılarak, çevremizde gelişen ülkemize yönelik ‘tehdit ve fırsatları’ birlikte değerlendirmeleri yerinde olacaktır. Böylelikle muhtemel bir iktidar değişikliğinde karşılaşacakları yakıcı dış gelişmeleri şimdiden öngörerek hazırlanmaları ve buna göre ortak ‘jeopolitik stratejiler’ bugünden geliştirmeleri ülkemiz açısından çok önemlidir…
Serdar Erkan
