Sinema, Louis ve Auguste Lumierélerin 1896 yılına geçilmesine sadece dört gün kala Paris’te Capucines Bulvarındaki Grande Café’de yaptıkları gösterimleriyle birlikte bugünkü kapsamda bir sanat ve endüstri dalı olamasa da, kitleleri etkilemeye başladı. Bunun sonucu beyazperdede boy gösterenler, izleyici beğenisini kazanıp ünlü oldular. Lokantalarda ya da sokaklarda önleri kesilip imzaları, eğer mümkünse, imzalı fotoğrafları istendi. Fotoğrafları, evlere ve ofislere asıldı. Bu ritüeller, onlara olan hayranlığın gösterilme biçimiydi.
İzlerkitle perdede kolay özdeşlik kurabileceği ya da hayranlık duyabileceği yakışıklı erkekler ve güzel kadınlar görmek istiyordu. Yapımcıların, yönetmenlerin oyuncuları sevip beğenmesi bir yana, yakışıklı ya da seksi olmayan, ama kameranın sevdiği şanslı oyuncular vardı bir de... Aslında sinemada hayatın içinde rastlanabilen görünümde, karakterde, tipte, türde her tür oyuncuya ihtiyaç vardı. Beyazperde, sayısız şöhretli, yıldız (star), güzel, ilginç, yakışıklı, sempatik, kabadayı, kötü, komik karakter sundu.
Türk sineması da, dünyadaki örnekleri gibi kendi yıldızlarını yarattı. Beyazperdeden birçok ünlü oyuncu gelip geçerken onların pek azı kült değere ulaştı. Bu değerlerden biri de kuşkusuz, oynadığı filmlerin çoğunun hikâyesi başka kahramanlar üzerine kurulu olsa bile, kendine biçilen rolü özgün kişiliği, sempatik görünümü, merhameti, şefkati ve yeteneğiyle ölümsüzleştirmeyi başaran Adile Naşit’tir. Her şey tartışılabilir, onun Türk sinemasındaki eşsiz yeri asla... Antalya Altın Portakal Film Festivalinde kendisine, İşte Hayat filmiyle, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü (1976) takdim edildi. Hem 1985’te, hem de 1986’da Altın Kelebek Ödülleri kapsamında Onur Ödülü verildi. O, kiloluydu! Seksepalitesi olan bir kadın değildi! Kısaydı! Sinema/kamera kendi güzel kızlarını seçiyordu. Onu da, bu ödüllerden çok önceki yıllarda, henüz on dört yaşındayken seçmişti. Bu nedenle adı ölümsüzler listesine konuldu.
Adile Naşit’in annesi Amelya, baba tarafından Rum, anne tarafından ise Ermeni’dir. Annesi Amelya ve babası Naşit Özcan (Komik-i Şehir Naşit), kızlarına Adela adını verdiler, ama o, sonradan hep Adile adını kullandı. Adile Naşit sanat hayatına başlarken annesi ve babası, Türk Tiyatrosunda hak ettikleri yeri çoktan almıştı. Bu, onun mesleğini doğmadan seçtiği bilgisine götürür. Dedesi Kemani Yorgo Efendi anneannesi kantocu Küçük Verjin’di. Ağabeyi Selim tiyatro sanatçısıydı. Yıllar sonra evleneceği Zeki Keskiner de tiyatrocuydu. Adile Naşit, babasının ölümü üzerine, okulu bırakıp tiyatrodan hayatını kazanmak zorunda kaldığında on dördünde mahcubiyeti ve hanımefendiliğiyle tanınan bir çocuktu. Muammer Karaca Tiyatrosuna alınması, hayatını tümden değiştirdi.
Turnelere çıkabilmek için 1948 yılında Aziz Basmacı ve Vahi Öz’le birlikte bir tiyatro kurdu. Bu üçlünün ortaklığı üç yıl sürdü. Adile Naşit, 1960 yılına kadar kalacağı Muammer Karaca Tiyatrosuna 1954’te döndü. Kendine has gülüşünü yarattığı Lüküs Hayat adlı filmi, 1948’de çekti. Ziya Keskiner ile 1950’de evlendi. Oğulları Ahmet’in kalbinin doğuştan delik olduğu, bir gün okulda düşmesiyle ortaya çıktı. Ahmet bu nedenle okulu bırakıp, dışarıdan bitirme sınavlarına girerek ortaokula kadar geldi. Amerika’da ameliyat olması gerekiyordu, ama Adile Hanım ile Ziya Bey, masrafı karşılayacak güce sahip değildi. Sanat camiası işe el atıp gerekli parayı toplamaya başladı. Kampanya, tiyatro gösterileriyle desteklendi. Gerekli para toplandı Ahmet ameliyata gönderildi. Ameliyat başarılı geçse de Adile Naşit’in doğum gününden bir gün önce oğlu öldü. Adile Naşit, oğlunun ölüm haberini aldığı halde, sahneye çıktı, hayatının en kötü gününde seyirciyi şen kahkahalarıyla güldürdü.
Uzun yıllar sonra TRT’de çocuklara kuzucuklarım diyerek masal anlatacak olan, adı Masalcı Teyze’ye çıkan Adile Naşit’in yüzü, ilk defa 1947 yılında, yani on yedi yaşındayken, beyazperdeye yansıdı. Kamera karşısına son kez geçtiğinde yıl 1987’ydi! O yıl öldü. On yedi yaşı ile elli yedi yaşı arasındaki kırk yıllık sinema oyunculuğu kariyerine, 84 film sığdırdı. Bu demektir ki; ortalama olarak her yıl iki tane filmde oynadı. Ayrıca meslekte yaşadığı her on yılı için artı bir film çekti. Oynadığı bu filmlerin neredeyse tamamının kalıcı olmasında, kişisel katkıları yadsınamaz.
Neşeli Günler filminin inatçılığıyla akılda kalan Saadet Hanım’ı, elindeki zili çalarak merdivenlerden aşağıya neşeyle koşan Hababam Sınıfı filminin Hafize Ana’sı Adile Naşit, neşeli kahkahalarını kendine has tarzda gırtlağında sektirip, izleyiciyi güldürürdü. Ülkenin unutulmaz bir değeri olarak sinema tarihindeki yerini aldı. Yaşasaydı, 17 Haziran 2020 tarihinde doksan yaşında olacaktı.