SİNEMA BİLMEDİĞİN ŞEYE ÂŞIK OLMA SANATI
Dünyanın en akıl-dışı sözü, 'sinema/sanat dilinin kurallarını alt-üst edeceğim' biçiminde özetlenebilir.
Bundan daha saçma bir söz var: 'Yönetmen/sanatçı bu filmiyle/eseriyle sinema/sanat dilinin tüm kurallarını alt-üst etmiş!
' Bu ikisinden çok daha akıl-dışı sözü ise, ne yazık ki sinema/sanat okulu hocaları söylemekte: '..kuralları yıkmak/kırmak için önce onları öğrenmek gerekir, kuralları sonra kırarsın!'
Oysa yıkılmaz/kırılmaz dil denilen doğal yasa. O, nasıl olması gerekiyorsa öyle olmuştur. Başa dönsek yine buraya geliriz. Jung'un ortaklaşa bilinçaltının eseri sinema dili...
Bu bağlamda her dil gibi sinema/sanat dili de bir kurallar bütünüdür. Dolayısıyla tüm sanatların dilleri gibi sinemanın dili de dünya ölçeğinde kabul edilmiş ve yerleşik kurallardan oluştu.
İnsanların ortaklaşa yaşadığı her yerde bazı biçimler, şekiller, görseller, simgeler, semboller bir dil düzeneği ve sarmalı içinde, iletişim halindeki taraflarca ortaklaşa anlamda anlaşılmaya başlar. İşte bu ortaklaşa anı anlamda anlaşılan simgelerin yerleştiği düzeneğe dil denir. İnsanları bu dilin kurallarına, dilin kendisi zorlar.
Ki, kuralları en net diller doğal dil ve sinema dilidir. Çünkü her ikisinin de göstergeleri (sözcükleri ve çekimleri/planları) dizgeseldir, yani her ikisinin de gramerleri ya da sözdizimleri vardır.
Üslup/tarz/biçem/yöntem ise başka bir şeydir.
Dil ve üslup aynı şeyler değildir.
Üslup, sanatçıdan sanatçıya, dönemden döneme, ülkeden ülkeye değişebilir. Ancak işte bu, dilin değişmesi/kırılması değildir.
Bir dil bir kez kuruldu mu artık o (neredeyse) dokunulmazdır. Geriden gelenler o dil içinde sadece kendi üsluplarını sınarlar, kendi üsluplarıyla eser üretirler.
