4 Nisan günü yayınlanan emekli(E) denizci amirallerin 4+4 uzatılan sorgusunda bazı ilginç ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı. Sonuçta, devletin bugün Ege ve Akdeniz’de savunduğu tezlerin ve ‘Mavi Vatan’ kavramının sahibi Cem Gürdeniz’inde içinde olduğu ve günah keçisi olarak seçilen 14 (E) amiralin hepsi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Yaş ortalaması 70 civarında ve bazılarının sağlık sorunları olan, Ergenekon ve Balyoz mağduru denizci askerlerin sorgusunun uzatılması ve kelepçe takılması dahil, reva görülen muamele toplumsal vicdanı sızlatmıştır. FETÖ döneminde de TSK içinde en büyük hedef ve tasfiye gören Donanmanın üst kademesinin FETÖ eliyle tasfiyesi bir Atlantikçi projedir. Çünkü, 2008’deki Ukrayna ve Gürcistan krizlerinde NATO Donanmasının Karadeniz’e çıkışlarına Montrö Anlaşması’nı gerekçe göstererek engel olan kadro bu kadrodur.
FETÖ den Silivri’de yıllarca hapis yatıp çıktıktan sonra, Emekli oldukları halde bile statülerini ve rahatlarını riske atarak, Montrö’yü ve Kanal İstanbul’u tekrar ülke gündemine taşımışlar, toplumun bu konuda aydınlanmasını sağlamışlardır. Bununda bedeli ödetilmeye çalışılmaktadır. Ancak bu sefer ters tepmiş, halk askerlerine sahip çıkmıştır. Yapılan muamele ile yargılama bitmeden orduevlerine giriş yasağı getirilmesi halk vicdanında kabul görmemiştir.
ATLANTİKÇİ VE HOLDİNGCİ AMİRALLER DEVREDE Mİ?
Soruşturma ve ifadeler sırasında ortaya çıkan ifadeler hakkında iktidar medyası bilgi kirliliği yaratmaya çalışarak, bildirinin özünden çok şekline dikkat çekmeye çalıştı. Bu arada FETO savcılarının iddianamelerinde bolca adı geçen, kullanışlı bir kişinin, Whatsapp grubunda taslağı yayımlanan metninin bir (E) amiral tarafından bakana iletildiğini, metin üzerinde oynandığını iddia etmesi tam bir “bilgi kirliliği” yaratma amaçlıyla yapıldığını sanıyorum. Bunun amacının, bir daha böyle bir duyuru yayınlayacaklara, “birbirinize güvenmeyin, biz herşeyden haberdarız” mesajı idi!
HULUSİ AKAR BU DUYURUDAN SONRA İNGİLTEREYE NEDEN GİTTİ?
Batının “Karadeniz Koordinatörlüğü’nün” İngiltere’de olduğunu öğrendikten sonra Savunma Bakanı Hulisi Akar (E) Denizci Amirallerin açıklamasından 3-4 gün sonra , mevkidaşı Wallace davetlisi olarak İngiltere’ye gitmesi bana göre çok enterasan bir rastlantıdır. Ajansların açıklamasına göre, ele alınan konuların içinde “Karadeniz’deki gelişmelerinde” olduğu belirtildi. İngilizler, Çanakkale Savaşı’ndan sonra, SSCB’nin kurulmasını engelleyemedikleri için Dünya siyasi dengelerinin ve tarihinin değiştiğini çok iyi bilmektedir. O nedenle NATO’nun tek müdahale edemediği Karadeniz’in anahtarı olan Boğazlara egemen olan Türkiye’nin önemini çok iyi değerlendirmektedirler. İngilizlerin Montrö Anlaşması sayesinde, Karadeniz’de Rusya’nın Asya’da ve Doğu Avrupa’da gücünü pekiştirdiğinin bilincindedirler. (https://www.google.com.tr/amp/s/www.amerikaninsesi.com/amp/akarin-ingiltere-ziyaretinde-nato-ve-karadeniz-gundemi/5847408.html)
DIŞ POLİTİKADA ETKİNİZ DONANMANIZIN GÜCÜ İLE ORANTILIDIR
Geçmişte, Abdülhamit Han’a muhtemelen İngilizlerin sahte jurnali ile Donanmayı Haliç’te çürümesi sağlanmış, daha sonra Kıbrıs ve adalar elimizden gitmiştir. Bugüne gelirsek, yabancı istihbarat örgütleri adına çalıştıkları artık çok iyi bilinen FETÖ eliyle Ergenekon, Balyoz ve Casusluk kumpas davalarıyla en çok Donanmadaki Atatürkçü subaylarının suçsuz yere hapis yatırılması ve tasfiye edilmesinin nedeni bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Dün olduğu gibi bugünde, Türk Donanması hedeftedir. Bu tasfiyelere ve eziyetlere rağmen (E) denizci Amirallerin “Mavi Vatan ve Montrö’yü gündemde tutmayı başarmaları”, muhtemelen başta İngiltere olmak üzere batıyı şaşırtmış ve telaşlandırmıştır. Çünkü Kanal İstanbul ile alttan alta delmeye çalıştıkları Montrö Anlaşması’nın önemi, bu bildiri ile birdenbire toplumsal farkındalık yaşatmıştır. AKP iktidarının dış dünyada, içeride kontrolü elinde tutamadığı, özellikle Kanal İstanbul’u ve Montrö’yü en üst perdeden ilişkilendirip. afişe edip, projektör tutulmasıyla, karizmalarının çizildiği telaşıyla, Anayasal hakları olan duyuruyu yapanları ve toplumu hukuk sopasıyla abanarak sindirmeye çalışmaktadırlar. Bu konuyla doğrudan ilişkisi olmayan, TESUD Başkanı karacı (E) Tuğgeneral’in, Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın açıklamasını yalanlaması sonucu, (E) Amirallerin soruşturması kapsamında gözaltına alınması ile hükümetin iddia ettiği gibi darbe iması ile alakası olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Ancak kanaatimce, algı yönetimi başarısız olmuş, ok yaydan çıkmış ve artık çok geçtir... Açıklama amacına ulaşmış, darbe imalı olmadığı kamu vicdanında doğrulanmış ve aklanmıştır...
Serdar Erkan
