Büyülü Gerçekçilik ve SIRLANMIŞ ZAMANIN GÖLGESİNDE romanı

Kafka'nın 1915'te yazdığı büyük eseri Dönüşüm başlıklı romanı büyülü gerçekçilik tarzında değil, fantastik bir eserdir. Konu yolundan saptırılmasın diye şunu hemen belirtelim ki; bu eserin fantastik olması ya da büyülü gerçekçi tarzda olmaması ona değerinden bir şey kaybettirmez. Sırlanmış Zamanın Gölgesinde başlıklı romanın ülkemizdeki yegane büyülü gerçekçi roman olması da onu olduğundan daha değerli kılmaz...
Bu romanlar nasıllarsa zaten öyledirler, oldukları romanlardır, başka da bir şey değil...
Dönüşüm başlıklı romanın büyülü gerçekçi türden bir roman sayılmamasının nedeni, büyülü gerçekçilik akımından çok önceki dönemlerde yazılmış olmasıyla belirlenmiş bir durum da değil elbette ki...
Dönüşüm başlıklı romanı büyülü gerçekçi tarz içinde gösterenler yok mu, var...
Böyle bir yaklaşım içinde olanların sözleri, ortadaki gerçeği elbette değiştiremez. Hasan Ali Toptaş'ın ya da Latife Tekin'in romanları da fantastik edebiyat ürünleri...
1) Postmodern roman,
2) Büyülü gerçekçi roman,
3) Fantastik roman...
Bu kavramların birbirine karıştırıldığını sizler de fark etmişsinizdir. Öyleyse ayrımı doğru yapmak gerek. Bu konuda, 《eğer bir hayalet kahvaltı masanıza oturur ve siz de dehşete kapılıp korkarsanız, bu korku-fantastik ögesi olur. Ancak hayalete, 'şu reçeli uzatabilir misin” derseniz, bu kez romanınız büyülü gerçekçiliğe meyleder. Siz böyle dedikten sonra hayalet “benim büyükannem çok güzel soğan reçeli yapardı” der; siz de buna karşılık, “saçmalama soğanın reçeli yapılmaz” derseniz bu anlatım büyülü gerçekçi olur》 biçimindeki David Punter’in yorumu, oldukça açıklayıcıdır.
Toptaş'ın ya da Tekin'in, kendi/postmodern kulvarında değerli eserlerini 'büyülü gerçekçilik' diye lanse ederek de bir bilgi kirlenmesine hizmet ediliyor.
Daha açık bir yorumla:《Büyülü gerçekçilik, gerçekçiliğin düşsel atmosfere taşınmış ögelerini kullanır. Gerçekdışı olay ve olgular, gerçek dışılıklarına dikkat çekilmeden, kayıtsız bir tavırla anlatılır. Gerçek ile gerçekdışı bir araya getirilir, birbirine karıştırılır. Zamanda kasıtlı olarak kaymalar görülür. Tuhaf olanlar sıradan hale getirilir. Olağanüstü ve gerçek aynı çerçevede ele alınır. Birinin diğerine üstünlüğü söz konusu değildir. Gerçek olanla büyülü olan uyumlu bir bütünlük gösterir. Anlatıcının olaylara açıklama getirmeye kalkışması büyülü olanı sorgulama kapısını açar. Metinlerde dille çeşitli oyunlar oynanarak düş ve gerçekçilik daha belirgin hale getirilmeye çalışılır. Dil özgün bir biçimde kullanılır, mecazlı ifadeler geniş yer tutar.》
Örneğin kuyruklu bir insanın ortalıkta dolaşmasından dolayı bir romana, büyülü gerçekçi tür roman denilemez. Sanırım bu yanılgı, Marquez'in, Yüzyıllık Yalnızlık başlıklı romanının sonunda (bir lanetin eseri olarak) kuyruklu bir bebek doğması ile sokaklarda kuyruk birinin dolaşmasını yanlış okuyorlar. BU düpedüz fantastiktir. Düpedüz...
'Ama Marquez yazınca niçin oluyor' değil bu durum...
Marquez'in romanında kuyruklu bebek doğması fantastiktir. 'Öyleyse Marquez nasıl' mı büyülü gerçekçi oluyor?
Yüzyıllık Yalnızlık romanı, büyülü gerçekçiliğin (hatta İtalya'daki ilk örneklerinden bile önce) en güçlü örneğidir.
Kuyruklu bebek doğması ise, büyülü gerçekçi romanın içinde fantastik bir ögedir. Büyülü gerçekçilik deyimi kimilerinin kulağına ve gönlüne hoş ya da büyülü gelmiş olabilir, bu ayrı bir tartışmanın konusu...
Daha önce de sözü edilen Kafka'nın büyük eseri Dönüşüm başlıklı uzun öykü/romanının hiçbir açıdan büyülü gerçekçilikle ilgili olmamasının kaynağı, en başta fantastik olmasıdır. 'Dönüşüm' romanında konu olağanüstü çarpıcıdır, dil ise son derece sıradandır. Ayrıca bir insanın (Gregor Samsa'nın) böceğe dönüşmesi fazlaca doğaüstü bir durumdur. Oysa büyülü gerçekçiliği, ele alınan konu değil, anlatım biçimi belirler. Dolayısıyla bu bir biçim değil, biçem meselesidir.
Cengis Asiltürk
