İnsanlık dünyanın büyükçe bir bölgesinde yüz kızartıcı ezeli savaş suçlarından birini daha işlerken, başka yerlerde iyi şeyler de oluyordu. 1940’ın 25 Nisan’ında New York eyaletinin merkezi New York City’de; Salvatore Pacino ile Rose Gerardi çiftinin boşanmalarına iki yıl kadar kısa bir süre varken, bir çocukları daha doğdu. Dördüncü çocuğa, Alfredo James adı verildi. Alfredo James Pacino. Kısaca, Al Pacino.
Büyükbaba Pacino San Fratello’dan, İtalya’nın Sicilya bölgesinden gelmişti. Bu nedenle Al Pacino hakiki bir Akdenizlidir.
Gelecekte; En iyi Erkek Oyuncu Akademi Ödülü, BAFTA En iyi Erkek Oyuncu Ödülü, En İyi Erkek Oyuncu Tony Ödülü, En İyi Erkek Oyuncu Altın Küre Ödülü, En İyi Erkek Oyuncu National Board of Review Ödülü gibi birçok ödüle layık bulunacak bu oğlan çok erken yaşlarda başını belaya soktu. Henüz dokuzunda ortalıkta ağzından burnundan dumanlar püskürterek dolaşmaya başladı. Sigara tiryakiliğini aşırı alkolle desteklemeye başladığında yaş dokuzdu. Çok değil on üç yaşında marihuana batağına saplandı. Al Pacino yine de şanslı sayılır, zira uyuşturucu konusunda sınır tanımayan çevresindeki gençlerin çoğu otuzlu yaşlarına girmeden öldü. Uyuşturucu bataklığında birlikte debelendiği bu gençler, onu Sonny (evlat, oğul) ve The Actor diye çağırıyordu. Kendisinin amacı çok farklıydı: Beyzbol oyuncusu olmak istiyordu. Herman Riddler Junior Lisesinde okurken İngilizce dışındaki tüm derslerinde, Fransızların deyimiyle, 400 Darbe yaptı, okulu kırdı. Okul idaresi kapıyı gösterdi. Annesinin karşı çıkmasına karşın yeni bir adres belirledi: High School of Performing Arts.
Bu seçimle evini terk edince oyunculuk derslerini finanse etmek zorunda kaldı. Sistem, darda yakaladığı herkese oynadığı oyunu ondan esirgemedi; Al Pacino, az bir paraya postacılık, temizlikçilik, posta memurluğu, garsonluk yaptı. Bunların yanında Commentary dergisinde çalıştı. Okulda ve sokakta uyumsuzdu. Kavgalar, sürtüşmeler ve çeşitli sorunlarla hayatla baş etmeye çabalarken, kimi önemsiz tiyatro oyunlarında rol almaya başladı. Girmek için adeta can attığı Actors Studio Okulu onu reddetti. Al Pacino HB Studyo’ya katıldı. Böylece Actor Studyo Okulu, böyle bir öğrenciyi mezun etme şansını kaçırırken, Al Pacino da, HB Studyo’da Charlie Laughton gibi değerli bir adamla tanışma şansı yakaladı: Akıl hocasıyla yolları kesişmişti.
Pacino sürekli işsiz kalıyordu. Kalabileceği bir mekân olmadığı için sokaklarda, tiyatroda, arkadaşlarında kalıyordu. 1960’lı yılların başlarında annesi ve büyükbabası ardı ardına ölünce hayatının en kötü dönemi başladı: Yirmi iki yaşındaydım ve beni en çok etkileyen iki insan ölmüştü. Bu da hayatımı değiştirmeme sebebiyet verdi.
Dört yıl HB Studyo’da çalıştıktan sonra; önemli aktörler, tiyatro yönetmenleri, oyun yazarlarıyla yolunun kesişeceği Actors Studio’ya kabul edildi. Al Pacino burada, daha sonra The Godfather Part II, And Justice For All filmlerinde birlikte oynayacağı Lee Strasberg ile method acting çalışma fırsatı yakaladı.
Grobel’da (biyografi kitabı) Lee ve Actors Studio hakkında şu sözlerini okumak mümkün: Actors Studio benim için çok fazla şey ifade eder. Lee Strasberg ise, bence hak ettiği övgüyü alamıyor. Benim, tüm oyunculuk işlerini bırakmayı düşündüğüm zamanlarda elimden tuttu, beni buraya getirdi.
Broadway’de rol aldığı ilk oyun Does the Tiger Wear a Necktie kırk gösterimin sonunda kaldırıldı, ama Al Pacino topluma uyum sağlayamayan uyuşturucu bağımlısı genci canlandırdığı rolüyle Tony Ödülü’ne layık bulundu. Me, Natalie (1969) ise onun kariyerinin ilk yapımı. O film, Francis Ford Coppola gibi dâhi bir yönetmeni karşısına çıkarttı ve The Godfather (1972) filminde Michael Corleone rolünü aldı. Corleone ise, Al Pacino’nun annesinin köklerinin bulunduğu İtalya’da bir yer.
Al Pacino mu? O, The Panic in Needle Park, Scarecrow, Sepico, The Godfather Part II, Dog day Afternoon, Scarface, Revolution, The Local Stigmatic, Dick Tracy, The Godfather Part III filmlerinin yanında Scent of a Woman-Kadın Kokusu filminin Frank Slade’si...