Menü
Sosyal Medya
Arama
26 Eylül 2022 - Pazartesi
  • USD
    18.4547
  • EURO
    17.7962
  • Gram Altın
    974.6339
  • Çeyrek Altın
    1574.0337
Adana 30 °C

“Vatandaşlarımızın hayalleri ve birikimleri ile oynamayın”

Demokrat Parti Sözcüsü Dr. Neslihan Çevik, gündeme ilişkin olarak yaptığı haftalık değerlendirmede iktidarın yanlış politikalarına çözüm önerilerini sıraladı.

“Üretim maliyeti 7,8 Lira olan çiğ sütün satış fiyatı 7,50 Lira!”

“Berat Albayrak’ın bakanlığı zamanında çiğ sütün fiyatının belirlenmesi yetkisi Ulusal Süt Konseyi’nden alınıp, Gıda Komitesi’ne verilmişti. O zamanki amaç; artan enflasyon karşısında üreticinin fiyatını baskılayarak belirli seviyede tutmak, dolayısıyla sanayicinin marketlerde sattığı süt ve süt ürünlerine zam yapmasının önüne geçmekti. Kısa süre sonra ise bunun bir faydasının olmadığı görülmüş ve yetki tekrardan Ulusal Süt Konseyi’ne verilmişti. Türkiye’de ne zaman enflasyon yükselse ve halk haklı olarak şikâyet etmeye başlasa ilk baskılanan, kontrol altına alınmaya çalışılan sektör “süt sektörü” oluyor.

“Türkiye’de enflasyonu sadece süt ve süt ürünleri yükseltiyormuş algısı”nı anlamak mümkün değil! Geçen hafta Ulusal Süt Konseyi çiğ süt fiyatını bir evvelki gibi 7,50 Lira olarak açıkladı. Her şeyin fiyatı değişirken, Mayıs ayından bu yana girdi fiyatlarında yüzde 100’ün üzerinde gerçekleşen enflasyona rağmen köylünün, üreticinin ürettiği çiğ sütün fiyatı değişmeyerek 7,50 Lira olarak kaldı. Ağustos ayı itibariyle süt üreticisi 1 litre çiğ sütü üretebilmenin maliyeti litre başına 7,80 Lira olmasına rağmen satış fiyatının 7,50 Lira olarak belirlenmesinin takdirini vatandaşlarımıza bırakıyoruz. Buna litre başı 50 Kuruş prim desteği ekleniyor. Ancak destekler 3 ay sonra üreticiye ödendiği için bu ayların maliyeti de üreticinin hanesine zarar olarak yazıyor. Peki, köylümüz zararına satış yapmaya ne kadar dayanabilir? Pinokyo kurum TÜİK’in verilerine göre; ineklere yedirilen yem fiyatları son 1 yılda yüzde 125 artmış, zamlanmış. Geçen sene 2.250 Lira olan buğday fiyatı bu sene 7.450 Lira, geçen sene 1.750 Lira olan arpa fiyatı bu sene 5.000 Liranın üzerinde. Soya gibi yem hammaddesi olan birçok ürün ithal ediliyor. Bunlarda da fiyatlar hayli uçmuş durumda.

“Bu politika iflas eder, en geç 1 yıl içinde süt krizi çıkar”

“Üreticinin fiyatlarını baskı altına alalım”; böylece sanayici de “benim aldığım süte zam geldi bende ürünlerime zam yaparım” demesin diye uygulanan bu politika iflas eder. İnekler hızla kesime gönderileceği için süt bulunamayacak hale gelir. Böyle devam ederse en geç 1 yıl içerisinde süt krizi çıkar.

“Enflasyonla mücadele için kapsamlı ve etkili bir program gerekir”

Elbette bunu iktidar da biliyor! Öyle görünüyor ki; “enflasyonla mücadele etmeyi beceremeyen bu iktidar, enflasyonu makyaj ve baskı ile düşük göstermek peşinde.” Demokrat Parti olarak, enflasyonu düşük göstereceğiz diye besiciyi ezen, hayvanını kesmek zorunda bırakan politikaya hayır diyoruz! Sürdürdükleri politikalar toplumsal refahı baltalamaktan ve global ekonomiden aldığımız payı düşürmekten başka bir sonuç doğurmaz! Enflasyonla mücadele için gereken; kapsamlı ve etkili bir programdır. Nitekim madem fiyat frenlemesi yapacaksınız; önce devletin kendi sunduğu mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artışı engelleyin. Mesela buna akaryakıt, enerji ve doğalgaz ile başlayın. Ama sonuçta kısa vadeli çözümleri ile bu iş olmaz.

“Sosyal Konut Projesi çare mi?”

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan, 250.000 konut ve 50.000 işyerinden oluşacak bir sosyal konut projesi açıkladı. Ödeme planı 240 aya yayılacak ve en düşük konut fiyatı 608.000 Lira olacak; İstanbul, İzmir ve Ankara gibi şehirlerde 2+1 konut fiyatları 780.000 Liradan başlayacak. Demokrat Parti olarak dar gelirli vatandaşlarımızı konut sahibi yapmak için atılacak her adımı desteklediğimizi en baştan belirtelim. Ancak sorumlu muhalefet anlayışımızın gereği, çekincelerimizi kamuoyu ile paylaşıp, tarihe not düşmek istiyoruz:

“Açlık sınırı altında yaşayan kiracı nasıl ev alsın?”

Bir evde tek bir asgari ücretli varsa ve bu kiracı ev halkı açlık sınırının 1.390 TL altında yaşıyorken, yani hali hazırda yaşamını sürdüremezken, nasıl ev alacak? Diyelim ki bir evde 2 asgari ücretli çalışıyor. Bu yaklaşık 11.000 Lira gelir demektir. Vatandaşlarımız, yeni ev teslim olana kadar kendi evinin kirasını da ödemeye devam edecek elbette. Bunun yanında elektrik, su, mutfak masrafları gibi geçim masrafları da olacak. Hepsini topladığımız zaman masrafları aşağı yukarı 10.000 lirayı bulacak. Peki bu evde yaşayanlar 1.000 Lira ile mi geçinecek? İktidara bakarsanız çözümü bulmuş; Bakan Kurum diyor ya “eş dosttan borç alın, ek mesai yapın”. Allah aşkına söyleyin, acaba bunlar hangi dünyada yaşıyorlar?

“Hangi müteahhit böyle enflasyonist ortamda bu projeye girer?”

Projenin maliyet koşulları ise bir başka sorun olarak ortada duruyor. Bugün 10 Liraya mal edilen bir konutun seneye ne kadara mal edileceğini öngörebiliyor muyuz? Fiyatlar ve enflasyonun ne büyük miktarda katlanarak arttığı düşünülürse inşaat maliyetlerinin de o oranda artacağını söylemek mümkün. Hangi müteahhit böyle bir enflasyonist ortamda böyle bir projeye girer? Üçüncü büyük sorun da yatırım maliyetidir. Yaklaşık olarak 350 milyar Liralık bir yatırımdan bahsediliyor. Kaba bir hesapla bunun 60-70 milyar Liralık kısmı vatandaşlardan toplanacak, geriye kalan 270-280 milyarlık kısmını da Hazine karşılayacak. Peki nasıl?

“Vatandaşlarımızın hayalleri ve birikimleri ile oynamayın”

Kamu tarafından bir mal, örneğin TOKİ sosyal konut, maliyetinin altında bir fiyatla satılıyorsa hiç sevinmeyin. Aradaki farkı siyasetçi ödemez. Görev zararı adı altında Hazine tarafından karşılanır, milyonlarca vergi mükellefinin ödeyeceği vergiler ile bu zararı karşılar! DEMOKRAT PARTİ olarak iktidarı uyarıyoruz, vatandaşlarımızın hayalleri ve birikimleri ile oynamayın.

“Bunca yılda değişen bir şey yok!”

Geçtiğimiz günlerde İstanbul, Kadıköy’de “Küçük Dolmabahçe” olarak adlandırılan Ragıp Paşa Köşkü alacaklı olan İş Bankası tarafından 450 milyon Liraya satın alındı. Bu köşk II.Abdülhamid’in Başmabeyincisi yani Özel Kalem Müdürü Ragıp Paşa tarafından 1906 yılında Sirkeci Garı’nın da mimarı olan Prusyalı Mimar August Carl Jasmund’a 40.000 bin altına bugünkü parayla 284 milyona yaptırılmış! Osmanlı’nın ekonomik olarak batık olduğu, yavaş yavaş Dünya Savaşı’nın ayak seslerinin duyulduğu bir zaman diliminde padişahın özel kalem müdürü bile çok yüksek bedel ile kendisine saray gibi köşk yaptırmış. Tanıdık geliyor mu? Sene 1900’ler ama yapılan şey bizlere hiç de yabancı değil! Bugün Cumhurbaşkanı’nın kullandığı Beştepe haricinde, Bitlis Ahlat’ta ve Muğla Marmaris’te yeni saraylar yapıldığını görüyoruz. Bunlar için 2022 bütçesinden ek 470 milyon Lira ödenek çıkarıldı. Bu son ödenekle birlikte Beştepe, Ahlat ve Marmaris sarayları için toplamda 4 milyar 500 milyon Lira harcanmış olacak.

“Devletin parası ile yapılan “beton”du “saray”dı istemiyoruz”

Muhalefet olarak eleştirdiğimiz zaman hemen rutin savunma ile karşımıza çıkıyorlar; efendim “bunlar Cumhurbaşkanı’nın şahsi malı değil, ondan sonra gelecek olanlar da kullanacak, bunlar devletin malları” deniyor. DEMOKRAT PARTİ olarak devletin parası ile yapılan “beton”du “saray”dı istemiyoruz. Bu parayı katma değerli ürünlere, fabrikalara ve gençlere harcamak istiyoruz. Örneğin, bugün Türkiye’de KYK’ya bağlı yurt sayısı yaklaşık 800. Vakıflara, cemaatlere ve özel kurumlara ait yurt sayısı ise yaklaşık 4500. Toplam kapasite yaklaşık 1 milyon 2 yüz bin. Oysa örgün eğitimdeki okuyan öğrenci sayısı 3 milyon sekiz yüz bin. KYK yurtlarında uygulamaya geçirilen fix menüde sabah kahvaltısında gençlere 11 zeytin, 50 gr ekmek, 1 adet krem peynir ve bir poğaça verildiğini göreceksiniz. Akşam yemeklerinde ise etli yemeklerle arasında 2 kat fiyat olduğu için gençlerimiz makarna ile doyuyor ne yazık ki. Ne diyelim? Demek ki bunun gibi pek çok çözüm bekleyen sorun varken, Osmanlı’nın kadim geleneklerini almak yerine son zamanlarının gösteriş düşkünlüğünü almış ve alışkanlık edinmişler; saraylar peşinde koşup duruyorlar. Allah sizi ıslah etsin!

“AKP dünyanın tüm otoriterleri ile neden sarmaş dolaş oldu?”

Son 10 yılda sizi otoriter yönetim ve liderlerle sarmaş dolaş olmaya getiren sebep nedir? “Yerli ve milliyiz”, “yeryüzündeki mazlumların, Müslümanların sesiyiz, hamisiyiz” diyorsunuz. Ama Uygur Müslümanlarına ve başta soydaşlarımıza yapılan zulme sessiz kalıyorsunuz. Bırakın sessiz kalmayı, Çin ile sarmaş dolaş oluyorsunuz. Afrika ve Latin Amerika’da neredeyse tüm otoriter liderlerin gücünü pekiştirmek için her türlü yardımı yapan ve diğer ülkelerin hem davetli hem davetsiz şekilde seçimlerinde manipülasyon operasyonları yapan Rusya ile sarmaş dolaş oluyorsunuz. Bu despot liderler ile bu kadar samimi olmanızın, müttefik derecesinde olmanızın bir sebebi olmalı. Bunun sebebini biz biliyoruz ama sizden de açıklama bekliyoruz. Despotlarla sıkı fıkı olurken, Batıya, özelde ABD’ye, “emperyalist şeytan” ve “15 Temmuz’da parmağı var” derken, sonra da ABD’nin bahçelerinde dolaşıp “ABD ile ilişkilerimizde hiçbir çekingemiz yok” diyorsunuz.

“Yunanistan’da ABD üssü kuruluyor” diyorsunuz; “Türkiye’de Yunanistan’dan daha çok ABD üssü olduğu”ndan bahsetmiyorsunuz. “Siz önce kendi evinizin barışını, bekasını sağlayın!” İçeride sıkışan iktidar, milli ve yerli her türlü kurumu ve yönetim sistemini tarumar etmişken, milli ve yerli krizler yaratıp insanları enflasyon canavarının kucağına atmışken, çıkmış “dünyada yeni sistem, yeni düzen kurmakta rol alıyorum” diyor.

Siz önce kendi evinizin barışını, bekasını sağlayın!

Siz madem muktedirseniz, dünyada rol oynuyorsunuz bu evinizdeki bu ekonomik sıkıntı, bu yangın neden? Bütün dış politikayı tehdit ve blöf üzerine kurmuşlar. Başımıza hangi çorapları örüyorlar, bize ne bedel ödetecekler belli değil.”

Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
Kabul Et