Menü
Sosyal Medya
Arama
25 Şubat 2020 - Salı
  • USD
  • EURO
  • Gram Altın
  • Çeyrek Altın
Adana -18 °C

Rodrigo'nun Gitar Konçertosu

İSTANBUL VE MADRİD'İ BİRBİRİNE BAĞLAYAN RODRİGO'NUN ÜNLÜ KONÇERTOSU CONCİERTO DE ARANJUEZ, İLHAMINI İSTANBUL'DA DOĞAN BİR KADINA VE ARANJUEZ'DEKİ SARAY BAHÇESİNDE EL ELE YAPILAN YÜRÜYÜŞLERE BORÇLU

            Madrid'e gitmeniz için elbette çok neden var: Real Madrid ya da Atlético Madrid'in futbol maçları, tapas ve paella lezzetleri, Velázquez ve Goya'nın tabloları, boğa güreşleri, flamenko gösterileri, Picasso'nun Guernica'sı...

Ama beni Madrid'e götüren bunlar değil, hayran olduğum bir beste ve onun İstanbul'a bağlanan öyküsü oldu. Bu öyküyü anlatmak için önce XV. yüzyılın sonundaki İspanya'ya dönmemiz gerekiyor.

1492'de Endülüs'ün son kalesi olan Gırnata (Granada) düşmüş, burada yaşayan Müslümanlar ve Yahudiler Kraliçe Isabella tarafından din değiştirmeye ya da göçe zorlanmışlardı. Osmanlı İmparatorluğu yalnızca Müslümanlara değil, engizisyonun ölüm emrinden kaçarak yeni bir vatan arayan on binlerce Yahudi’ye de kapılarını açtı. Sefaradlar İstanbul'a ve başka kentlere yerleştirildi ve sonraki yüzyıllar içinde geniş aileler kurdular. Bunlardan biri olan Kamhi ailesinin İstanbul Boğazı'nın kıyısında, Dolmabahçe Sarayı'nın yakınındaki yalılarında, 1905'te bir kızları doğdu. Adını Victoria koydular. Victoria Kamhi "muhteşem" diye tanımladığı İstanbul'da Boğaz'dan geçen gemiler, Pera Palas, Haliç ve minareler, sıcak simitler, börekler, Rumelikavağı, siste çalınan gemi düdükleri, baharda çiçek açan erguvan ağaçları ve nazar boncukları arasında büyüdü.

90 yaşında bile düşlediği, kucağında çiçeklerle eve döndüğü Büyükada günleri bu benzersiz dekoru tamamlıyordu. Annesinin ona Binbir Gece Masalları'nı okuduğunu hiç unutmadı. 24 yaşındayken Paris'te İspanyol besteci Joaquín Rodrigo ile tanışması yaşamını değiştirdi. Bir toplantıda onu ilk kez gördüğünde şoke oldu. Rodrigo salona yardımcısının kolunda girdiğinde genç kadın onun kör olduğunu fark etti. Besteci üç yaşında geçirdiği difteriden sonra görme yetisini kaybetmişti. O gece piyanonun başına geçip parçalar çalan Victoria'ya besteci ertesi gün bir buket çiçek yolladı. Ardından birlikte gidilen konserler, çay partileri derken 1933'te Valencia'da evlendiler.

Victoria tam 64 yıl Joaquín'in karısı, gözleri ve hayat ağacı oldu. İspanya İç Savaşı'nın ardından patlayan II. Dünya Savaşı ve yokluk günlerinde yaşam kolay değildi. Bebek bekledikleri günlerde, doğuma iki ay varken bir sabah aniden acılar içinde kıvranarak hastaneye kaldırıldı. Karısı hastanede ölüm kalım mücadelesi verirken, Joaquín evdeki piyanonun başında endişe dolu duygusal gelgitler içinde, beste yapmaya çalışarak uykusuz geceler geçirdi. Bebeklerini kaybettiler ama o hüzün dolu günlerde konçertonun ünlü ikinci bölümü, Adagio doğdu. Eve döndüğünde ezgiyi dinleyen Victoria bunun bir aşk şarkısı olduğunu hemen anladı ve balayı günlerinde Aranjuez kentindeki yazlık sarayın bahçelerinde kocasıyla el ele yürüyüşlerini hatırladı. Bahçelerdeki manolya kokusunun, çeşmelerin fısıltılarının, kuş seslerinin verdiği ilham sevgiyle birleşince ortaya çıkan konçertoya Aranjuez adını verdiler.

Hastane masraflarını karşılamak için de Victoria'nın ailesinin ona hediye ettiği piyanoyu sattılar. Konçerto ilk kez 1940'ta Barselona'da çalındı ve o günden sonra dünya çapında bir başarı kazandı. Sadece klasik müzik repertuvarlarına girmekle kalmadı, rock ve caz yıldızlarına kadar birçok müzisyen onu çalmadan edemedi. Konçerto Rodrigo ailesine uğur getirdi. İki buçuk ay sonra kızları Cecilia dünyaya geldi. Madrid'de, Bernabéu Stadyumu'nun yakınındaki General Yagüe Sokağı, No:11'de Cecilia León Rodrigo ile konuşurken bütün bunları düşünüyorum. Hem Victoria ve Joaquín Vakfı'nın merkezi hem de özel bir müze burası. Dünyanın dört bir yanından gelen müzikseverlerin sürekli kapısını çaldıkları bir apartman dairesi. Victoria ve Joaquín'in yaşadığı son ev, hiçbir eşyasına dokunulmamış, bıraktıkları gibi duruyor. Bestecinin piyanosu, kendisine verilen ödüller, nişanlar, madalyalar, fotoğraflarla dolu bir anılar geçidi...

Son derece nazik ve enerji dolu bir kadın olan Cecilia, anne babasıyla ilgili haberlerle dolu 63 yıl öncesinin Türk gazetelerini gösteriyor. 1953'te düzenlenen Rodrigo Festivali için birlikte ilk kez Türkiye'ye gelen Rodrigo çifti İstanbul'da Pera Palas Oteli'nde kalmış. İzmir'de Efes'i gezmiş, Selçuk'taki St. Jean Bazilikası ile Meryem Ana Kilisesi'ni ziyaret etmişler. Taksim, Kız Kulesi ve Boğaz Victoria için mutlu bir nostalji olmuş, Joaquín de İstanbul'un tarihinden çok etkilenmiş. 1972'deki ikinci gelişlerinde Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ni gezmişler ve kendi deyimleriyle "gerçek arkeolojik mücevherleri" görmüşler. Rodrigoların müze evinden ayrıldıktan sonra onların Madrid'de sevdiği yerleri gezmeye başlıyorum. İlk noktam Buen Retiro Parkı. Kral IV. Felipe'nin sarayından kalan yapıların da bulunduğu park hafta sonu olduğu için tıklım tıklım. Parktaki göl kayıklarla dolu; ben de bu geziyi yapmaya niyetleniyorum ama gişenin önünde uzun bir kuyruk görüp vazgeçiyorum. Gölün güneyinde ise Velázquez Sarayı ve Kristal Saray var.

Rodrigoların sevdiği yerlerin izinden giderek parktan çıkıp Cibeles Çeşmesi'ne varıyorum. Adını Anadolu kökenli ana tanrıça Kibele'den alan bu meydan, tanrıçayı iki aslanın çektiği arabası üzerinde gösteren heykel ve şırıl şırıl akan çeşmelerle süslenmiş. Yakınında iki otel var: Ritz ve Westin Palace. İlki İspanya'nın en lüks oteliyken, diğeri Madrid'in tarihinde kadınların tek başlarına çay içebildikleri ilk mekân olduğu için ünlenmiş. Westin Palace'ın cam kubbeli, ışık güzeli Yuvarlak Salonu'nda casuslar, film yıldızları ve yazarlar da boy göstermiş. Burada kahvemi yudumlarken Joaquín Rodrigo'ya Dulcinea'ya Hasret adlı yapıtı nedeniyle Cervantes Ödülü verildiğini hatırlıyorum.

Dünyanın en ünlü romanlarından biri olan Don Kişot'un yazarı Cervantes'in mezarı Convento de las Trinitarias Kilisesi'nde bulundu ve ziyarete açıldı. Madrid, sanat değeri açısından beni heyecanlandıran bir kent… Prado, Thyssen-Bornemisza ve Reina Sofía müzeleri Picasso'dan Dali'ye, Goya'dan El Greco'ya kadar resim tarihinin büyük ustalarının başyapıtlarıyla dolu. Üç müze de Cibeles Çeşmesi'ne yürüyerek beş on dakika mesafede. Rodrigoların gezmekten keyif aldıkları Salamanca semti, Madrid'in zenginliğinin göstergesi gibi. Serrano Sokağı pahalı mağazaları ve restoranlarıyla alışveriş meraklılarının yolunu gözlüyor. Recoletos Bulvarı'nda, entelektüelleri mıknatıs gibi çeken Café Gijón var ve Almirante Sokağı'nda ülkenin en ünlü moda evleri sıra sıra dizili. Onları geçip Café El Almirante'de bir tür sandviç olan bocata yemek için mola veriyorum. Sonra metroya binip Puerta del Sol'daki kocayemiş ağacının meyvelerine uzanan siyah bronz ayı heykelinin önünde buluyorum kendimi. Altı yedi koldan meydanı kesen sokaklara girip çıkan binlerce insanın yaydığı yüksek enerji başka kentlerdekine benzemiyor.

Gran Vía'daki kalabalık ise elbise, takı, ayakkabı seçme derdinde. Bu caddede mimarinin gözdeleri olan yapılar dikkatimi çekiyor. Edificio la Estrella, Telefónica, Edificio Grassy bunlardan birkaçı. Geldiğim yoldan dönüp Plaza Mayor'a varıyorum. Revaklarının içindeki tasarım mağazalarının birinden, Velázquez'in Las Meninas (Nedimeler) tablosunun heykelciklerini satın alıyorum. Meydandaki Casa de la Panadería'yı süsleyen resimleri fotoğrafladıktan sonra III. Felipe'nin atlı heykelinin yanından geçip Mercado de San Miguel'e gidiyorum. Camdan yapılmış bu pazarın içindeki yiyecek çeşitliliği atıştırmalık seven müşterileri mest ediyor.

İstiridyeler, karidesler, suşiler, tapas ve paellalar görenlerin iştahını kabartıyor. Görkemden hoşlananlar buradan çıkıp Kraliyet Sarayı'na gidebilirler. Saray melek ve çiçek tasvirleriyle bezeli Porselen Salonu, Gasparini Salonu, Taht ve Yemek salonları, eczane ve silahhanesi ile geçmişte kalan İspanyol aristokrasisinin kartviziti gibi duruyor. Bense Atocha Garı'na doğru yürümeye başlıyorum. Yarım saat sonra da trene binip Madrid'e 50 km uzaklıkta, Endülüs yolundaki Aranjuez kentine gideceğim. Oradaki saray bahçelerinde uzun uzun yürüyeceğim. Bizlere eşsiz bir gitar konçertosu armağan eden, gözleri görmeyen besteci Joaquín Rodrigo ile İstanbul'da doğan karısı Victoria'yı sevgiyle anmak için...(Skylife)

Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
Kabul Et