14622,27%-0,60
43,05% 0,04
50,36% 0,14
6106,52% -0,85
10074,83% -0,91
Çevre uzmanı Prof. Dr. Halil Kumbur, 2026 yılına girerken Türkiye ve Mersin’de çevre sorunlarının derinleştiğini belirterek ciddi uyarılarda bulundu. Küresel ısınma, iklim değişikliği ve kuraklığın en yıkıcı etkilerinin su kaynakları üzerinde hissedildiğini ifade eden Kumbur, iyi bir su yönetimi planlaması yapılmadığı takdirde Türkiye’nin yakın gelecekte ’su fakiri’ ülkeler arasında yer alacağını söyledi.
Prof. Dr. Kumbur, küresel ölçekteki sorunların yanı sıra hava, su, toprak ve atık kirliliği, plansız kentleşme gibi yerel çevre sorunlarının da büyük önem taşıdığını vurguladı. Bu sorunların Mersin’de de yaşandığını belirten Kumbur, çevre ve insan haklarının çıkar amaçlı kullanılabildiğine dikkat çekti.
Dünyadaki su varlığının yüzde 71’inin gezegenin yüzeyini kapladığını, ancak bunun büyük bölümünün tuzlu sudan oluştuğunu belirten Kumbur, toplam su kaynaklarının yaklaşık yüzde 97,5’inin tuzlu su olduğunu aktardı. Yalnızca yüzde 2,5’lik kısmın tatlı su niteliği taşıdığını, bunun da büyük kısmının buzullarda ve yer altında olduğunu söyledi. Doğrudan erişilebilir tatlı su miktarının son derece sınırlı olduğunu, göl ve akarsuların bir bölümünün acı su özelliği taşıması nedeniyle, dünyadaki toplam su varlığının yalnızca yaklaşık yüzde 0,3 ila 0,5’inin içme ve kullanma suyu olarak erişilebilir durumda olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin, Akdeniz ülkeleri arasında iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkelerden biri olduğuna dikkat çeken Kumbur, Doğu Akdeniz su havzasındaki Mersin’de son yıllarda su kaynaklarında yüzde 40’a varan azalmalar yaşandığını belirtti. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık su miktarının 2025 itibarıyla yaklaşık bin 300 metreküp olduğunu, bu rakamın 2040 yılında 700 metreküplere düşmesinin beklendiğini ve bunun da Türkiye’yi ’su fakiri’ ülke konumuna getireceğini dile getirdi.
Mevcut suyun yaklaşık yüzde 76’sının tarımsal sulamada, yüzde 14’ünün içme-kullanma ve yüzde 10’unun sanayide kullanıldığını aktaran Kumbur, özellikle sulama tekniklerinin mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Aksi halde mevcut su kaynaklarının gelecekte ihtiyaçları karşılamaya yetmeyeceğini vurguladı.
Mersin’in yıllık 7,4 milyar metreküplük yer üstü ve yer altı su potansiyeline sahip olduğunu belirten Kumbur, suyun bulunduğu alanlar ile ihtiyaç duyulan bölgeler arasında uyumsuzluk yaşandığını, kayıp-kaçaklar ve depolama sorunlarının da önemli bir problem olduğunu ifade etti. Mersin’den Göksu Nehri’nden Mavi Tünel Projesi ile Konya Ovası’na yıllık 414 milyon metreküp su aktarıldığını, Anamur Dragon Çayı’ndan ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yıllık 75 milyon metreküp su iletildiğini hatırlattı.
Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması kapsamında 2035 yılına kadar sera gazı emisyonlarını yüzde 41 azaltma ve 2053 yılında net sıfır emisyon hedefini benimsediğini hatırlatan Kumbur, bu hedefler doğrultusunda 9 Temmuz 2025’te ’İklim Değişikliği ile Mücadele ve Uyum Kanunu’nun yürürlüğe girdiğini ifade etti. Kanunla birlikte enerji, sanayi, tarım, ulaşım ve inşaat gibi sektörlerde ciddi maliyetler oluşacağını belirten Prof. Dr. Kumbur, bu sürecin kamu ve özel sektör iş birliğiyle, planlı ve destekleyici politikalarla yürütülmesi gerektiğini söyledi.
"Mersin’in bir dünya kenti olabilmesi, ancak yaşanabilir ve temiz bir çevreyle mümkündür" diyen Kumbur, çevre sorunları çözülmüş bir Mersin’in tüm Mersinlilerin ortak arzusu olduğunu sözlerine ekledi.