Menü
Sosyal Medya
Arama
26 Eylül 2022 - Pazartesi
  • USD
    18.4558
  • EURO
    17.8371
  • Gram Altın
    976.3406
  • Çeyrek Altın
    1576.7901
Adana 30 °C

Göçebe Hayatın Türklerde Geliştirdiği Özellikler*

Türkler, tarih sahnesine ilk çıktıkları andan itibaren bozkır kültürünü ve konar-göçer yaşam tarzını benimseyerek içselleştirdiler. Eski çağlarda coğrafyanın beşerî hayat üzerindeki etkileri düşünülecek olursa eğer bu durumun; inanç, dünya görüşü, hukuk, ekonomi, savaşçılık, sanat, gelenek ve görenekler noktasında büyük bir öneme sahip olduğu söylenilebilir.

Bozkırlar çöl değildir. Türk bozkır kültürünün en geniş sahası olan bölge (Altay Dağları-Sayan Dağları’nın güneybatısı), bol otlakları ile hayvancılığa son derece elverişli bir yayla konumundadır. Ancak bozkır kültürünü sadece hayvancılık ekseninde ele almak fazlasıyla hatalı bir çıkarım olur. Bu noktada; sanat, hukuk, savaşçılık ve bağımsızlık konularına ayrıca değinmemiz gerekiyor.

5736833393_44eb1b21a5

Gelin, detayları birlikte inceleyelim. Türk devletlerini oluşturan 4 ana esas; toprak, millet, bağımsızlık ve siyasi teşkilatlanmadır. Toplumun en küçük birimi olan aileler Soy’u, soylar Boy’u, boylar da birleşerek Millet’i meydana getirirler. Devletin başında Han, Hakan, Kağan gibi unvanlar taşıyan bir hükümdar bulunur ve Kut Anlayışı (yönetme yetkisinin Tanrı’dan geldiği inancı) çerçevesinde idare eder ülkesini.

Ülke, hanedanın ortak malı sayılır. Kağan kadar kağanın eşi Hatun’un da yönetimde büyük bir etkisi vardır. Kendisi elçi kabul törenlerine ve istişare görevi gören Kurultay toplantılarına katılarak siyasette aktif bir rol üstlenir. Türkler, göçebe yaşam tarzı nedeniyle kalıcı beton evler yapamayacakları için yüksek kubbeli çadırlar kurma yolunu seçtiler.

Gökyüzü, yeryüzüne gerilmiş bir çadırdır onlara göre. Ayrıca çadır bir yuva ve adeta küçük bir dünyadır. Bu nedenle gökyüzüne benzetilerek kubbe şeklinde inşa edilmiş; keçe, hayvan derileri veya dokumalardan yapılarak taşınması ve kurulması kolay bir hale getirilmiştir. Kapı, güneşin doğduğu yöne duyulan saygı nedeniyle doğuya doğru açılır.

Girişte oturmak ata ruhlarının içeriye giremeyeceği gerekçesiyle yasaktır. Çadırın ortasında bulunan ocaklar ise ısınmanın yanı sıra yemek pişirmeyi de sağlar. Ocağın hemen üst kısmında dışarıya doğru açılan bir baca bulunur ve bu baca gerektiğinde iç taraftan kapatılabilir. Günümüzde halen daha Kırgızistan’ın yüksek yaylarında yaşamını sürdüren göçebe Türk boyları var…

gokturkler-ve-orhun-abideleri-1024x764

Ağırlık olarak at yetiştiriciliği yapan bu insanlar, çadırlarda kalmaya devam ediyor. Kırgız çadırının iç dekorasyonu. Çadır sanatından sonra dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, Türkler’in üstün savaşçılık yeteneğidir. Çocuklar annesinin yardımından kurtulup tek başına yürüyebildiği andan itibaren sıkı bir şekilde eğitilmeye başlanır. Koyunların sırtına binerek ok ve yay kullanmayı öğrenirler. Eğitimler canlı hedefler üzerinde gerçekleştirilir.

Çetin coğrafya şartları devamlı olarak savunmayı gerektirdiği için, her Türk çocuğunun savaş sanatını en ince detayına kadar öğrenmesi zorunludur. Bu nedenle koyunların ardından hemen at binme aşamasına geçilip hareket halindeyken silah kullanma talimleri yapılır.

Ayrıca sürek avları, at yarışları, cirit, güreş ve gülle atma gibi sportif faaliyetler düzenlenerek hem kültürel anlamda kaynaşma sağlanır hem de savaşçılık yetenekleri geliştirilir. Askerlikteki en önemli ilkeler; emre itaat, anında karar verme ve gösterilen hedefi isabetli bir şekilde vurmaktır. Cirit oyunu. Ordu-millet anlayışı neticesinde eli silah tutan herkes asker olarak kabul edilir. Geniş bir coğrafyaya yayılan Türk kavimleri, karşılaştığı diğer devletleri de bu alanda etkilediler. Burada özellikle Abbasi Devleti’ni önemli bir örnek olarak gösterebiliriz. Hatta Abbasilerin sadece Türkler’den oluşan Samarra şehrini kurduğundan bile söz edebiliriz.

Ayrıca yine Abbasiler’e ait olan Bizans sınırındaki Avasım şehirlerine de çoğunlukla Türklerin yerleştirildiğini biliyoruz. Çünkü Bizans’ı durdurabilecek derecede güçlüydü onlar. Bütün bunların yanı sıra; Cengiz Han’ın ordusunda Mete Han’ın 10’lu sistemini benimsediğini, Avarlar’ın bulduğu üzenginin zamanla Avrupa’da yaygınlaştığını, Bizans ordusunun Türkler’e ait olan Turan taktiğini kullandığını, Çinliler’in süvari birliğini Türkler’den öğrenip askerlerine ceket, pantolon ve çizme giydirdiğini de örnek olarak verebiliriz. Turan (Hilal) Taktiği Göçebe hayat, belirli bir toprak parçasına sahip olunmaması nedeniyle özel mülkiyet anlayışının ortaya çıkmasına izin vermemiştir.

Dolayısıyla zengin-fakir ayrımı ve sınıfsal farklılıklar görülmez. Sosyal statüde herkes eşittir. Kimse kimseye üstünlük taslayamaz, kimse kimsenin haklarını gasp edemez.

İşlenen küçük çaplı suçlarda belirli bir hapishane olmadığı için kısa süreli hapis cezaları verilir. Hukuk kuralları Türk örf ve adetleri çerçevesinde “Töre” adıyla şekillenir. Ölüler ise “Kurgan” ismi verilen mezarlara eşyaları ve atlarıyla birlikte gömülürler. Bu anlayış, ölümden sonra yaşam inancının var olduğuna dair en büyük kanıt olarak gösterilir tarihçiler tarafından. Cennet’e “Uçmag”, Cehennem’e de “Tamu” denilir. Kazakistan’daki Esik Kurganı’ndan çıkartılan Altın Elbiseli Adam zırhı. Sözlü edebiyat oldukça yaygındır.

Destanlar, hikayeler, atasözleri (sav), kopuz eşliğinde söylenen şiirler (koşuk) ve ölünün arkasından yakılan ağıtlar (sagu) kulaktan kulağa yayılarak günümüze kadar gelmiştir. Daha çok aşk, doğa, yiğitlik, kahramanlık ve ölüm konuları işlenir. İlk yazılı belgelere ise 8.yüzyılda, II. Göktürk Devleti döneminde rastlıyoruz.

Orhun Abideleri adıyla bilinen bu belgeler Göktürk alfabesiyle yazılarak taşlara kazınmış, gelecek nesillere devlet yönetimi konusunda öğütler verdiği için siyasetname olarak nitelendirilmiştir. Orhun Abideleri Yazımızın sonlarına doğru gelirken, Türklerin en fazla değer verdiği şey olan bağımsızlıktan (oksızlık) da bahsetmek istiyoruz. Tarihin hiçbir evresinde esir olmayı kabul etmeyen Türkler, her zaman için hürriyetini kazanmasını bilmiştir.

Şüphesiz ki Kürşat’a 39 arkadaşıyla Çin sarayını bastıran duygu ile Mustafa Kemal Atatürk’e Samsun’a çıkıp milli mücadeleyi başlattıran duygu aynıdır. Karakteristik olarak bu anlayışın temeli bozkır kültürüne dayanıyor. Göçebe sürdürdükleri hayatlarında kimsenin emri altına girmeden özgürce yaşamaya alışmış olan Türkler, bu alışkanlıktan hiçbir zaman vazgeçmeyecekti.

Türk hükümdarları topraklarını korumayı kendilerine görev edinmiş ve en zor koşullarda dahi taviz vermemişlerdir. Çünkü üzerinde hür ve bağımsız olarak yaşanılan bir toprak parçası yoksa eğer orası vatan değildir. Bilge Kağan’ın da dediği gibi: “Üstte gök basmasa, altta yer delinmese; Türk Milleti ilini töreni kim bozabilir?”

Kaynak: 1, 2, İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü

*Büşra Bulut

Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
Kabul Et