Menü
Sosyal Medya
Arama
26 Eylül 2022 - Pazartesi
  • USD
    18.4610
  • EURO
    17.8834
  • Gram Altın
    976.8820
  • Çeyrek Altın
    1577.6644
Adana 29 °C

“21 yıl… Trajik bir savruluş!!! 2002 Seçim Beyannameleri bile AKP’den davacıdır!”

“21 yıl… Trajik bir savruluş!!! 2002 Seçim
Beyannameleri bile AKP’den davacıdır!”
“İktidar için Esed yeniden Esad olacak gibi görünüyor”
“Söz veriyoruz; üreterek zenginleşeceğiz”
“Traktör ve tarım ekipmanları fiyatları uçuşta!”
"Kıbrıs Sorununa sırtını dönüyorlar”
(DP Basın Merkezi – 18 Ağustos 2022) Demokrat Parti Sözcüsü Dr.
Neslihan Çevik, yaptığı haftalık basın açıklamasında gündemi
değerlendirdi.


Çevik’in değerlendirmelerinin odağında AK Parti’nin kuruluşunun 21.
Yıldönümü ve bu süreçte milletimize söyledikleri yalanlar vardı. Demokrat
Parti Sözcüsü Dr. Neslihan Çevik, “AKP yalannameleri” adını verdiği 21
yıllık icraatları eleştirdi.


Çevik, ekonomi, Suriye ve sığınmacılar meselesi, Kıbrıs ve tarım
konularında da eleştirilerde ve tespitlerde bulundu.
Demokrat Parti Sözcüsü Dr. Neslihan Çevik, şunları kaydetti:
“AKP Yalannameleri”
AKP 14 Ağustos’ta 21. Yılını kutladı. Evet gerçekten de AKP kutladı, zira
21 yıllık maziye baktığımızda varlıklarında kutlanacak bir unsur bulmak
oldukça zor bizler için.


21 yıl… ‘Ak Parti’ den AKP’ye… Trajik bir savruluş!!! 2002 seçimlerindeki
beyanlarının, kuruluş sürecindeki iddialarının ve tabii ki bugüne dek
söylediklerinin tamamını bir sınama kabul edersek, AKP kadroları ve Genel
Başkanı, iddialarıyla sınanmış ve kaybetmiştir.
Aslında, 2002 Seçim Beyannameleri bile AKP’den davacıdır! 2002 Seçim
Beyannamesi’nden bugüne baktığımızda bir beyan değil, yalan olduğu
aşikar olan iddialarıdır.


2001 ekonomik krizini odağa alarak bir ekonomik eleştiri ile iddialarına
başlayan AKP, parti beyannamelerinde ve Erdoğan’ın konuşmalarında
şöyle demişti: “Krizin sorumlusu halkımız değildir. Krizin sorumlusu
ülkeyi yönetenlerdir.” Ancak bugün gelinen noktada kriz için bazen
lobileri ve dış güçleri, küresel olan ama etkisini nedense en çok Türkiye’nin
yaşadığı arz şokunu bazen de utanmadan muhalafeti gerekçe
gösteriyorlar.


“İddialarıyla sınadılar ve kaybettiler”
AKP yine bu beyannamede “parti çıkarlarını ülke çıkarlarına üst tutan
değil, ülke çıkarlarını önde tutan bir ‘pozitif siyaset’ takip edeceğiz”
demişti. Bu iddia da ilk geldikleri andan itibaren yaptıkları ile sınanıp
kaybetmiş bir iddia olarak tarihte yerini almıştır.


Zira sadece “öfkeli ülkeler” ligindeki yerimizi nazara alarak bakarsak,
AKP’nin izlediği negatif siyasetin ülkeyi nereye sürüklediğini görebiliriz.
“Belirli bir sınıfın çıkarlarını savunan yapı haline geldiler”
Yanı sıra, kendine oy verenleri de değil, yolsuzluklarına ve suçlarına ortak
ettikleri bir kesimle kurdukları sınıfın çıkarlarını savunmak için işleyen bir
yapı halini aldılar.


Aynı beyannamede “yasal düzenleme ve anayasal değişikliklerin
yapılmasında, Meclisteki sayısal üstünlük yeterli olsa bile, mümkün
olabilecek en geniş toplumsal mutabakatı arayacaktır” iddiası ise 16
Nisan referandumu ile tamamen ortadan kalkmıştır.


“Bir kişinin dışındaki herkesin rızası önemsiz hale geldi”
Bugün gelinen noktada bırakın “çoğunlukçu” anlayışı, bir “rıza rejimi”
olan demokrasiden dahi uzak biçimde, bir kişinin dışındaki herkesin rızası
önemsiz hale gelmiştir. Meclisin elinden bütçe yapma hakkının alınması ve
Sayıştay’ın denetim kabiliyetinin nasıl budandığını buna örnek olarak
görebiliriz.


“Kamu İhale Kanunu’nu 192 kez değiştirdiler”
2002’de “rekabetçi piyasa” diyen AKP, bu rekabeti Kamu İhale
Kanunu’nu 192 kez değiştirerek kendi lehine çevirmiştir.


Maalesef Türkiye medyadan ekonomiye, spordan siyasete kadar
“tekelleşme”yi en ağır şekilde yaşıyor. Örneğin, medyada kurdurulan
“havuz” sistemi ile kamuyu bilgilendirmek yerine, süreci enfekte etmek
görevi verilen medya gruplarının yanında bir “hakem kuruluşu” olan RTÜK
gibi kurumlarla da siyasette rekabet ortadan kaldırılmıştır.
“Rekabet iklimi yara aldı”


Dahası “siyasetin finansmanı” konusunda iktidarları öncesindeki iddiaları
da geçerliliğini yitirmiş, “şeffaflık”tan yoksun bir siyasi finansman süreci ile
de bu rekabet iklimi yara almıştır.


AKP’nin 2002 Seçim Beyannamesi’nde yoruma lüzum görmediğimiz birkaç
başlığı sıralamak bugünle kıyas yapmak için son derece yeterlidir.
Sadece şu başlıklarla ilgili bulunduğumuz yeri izah etmek dahi AKP’nin
aslında bir “beyanname” değil “yalanname” yayımladığını gösterecektir;


Bağımsız ve tarafsız yargı
Tam ve zamanında adalet
Devlette şeffaf yönetim
Gelir dağılımında adalet
Yolsuzlukla mücadele
İşsizliğin önlenmesi
Nitelikli eğitim


AKP kuruluş belgelerinde rastladığımız bir tespit bu açıdan son derece
önemlidir: “Amacını yitiren siyaset, istikbalini de yitirir.” Amacını "3Y
ile (yolsuzluk/yoksulluk/yasaklar) mücadele" olarak izah eden Ak Parti,
amacını yitirince istikbalini de yitirmiştir.
“Ülkeyi kara para aklama merkezi haline getirdiler”


AKP’nin yolsuzlukla ilgili iddialarının ne durumda olduğunu gösterir bir veri
ile bitirelim:
Merkez Bankası’nın geçen hafta açıkladığı verilere göre kaynağı belirsiz
para girişi son 6 ay için toplamda 17.5 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Bugüne dek en yüksek kaynağı belirsiz para girişi 2018 yılında 22.7 milyar
dolar olarak gerçekleşmişti.


İşte 21 yılın sonunda AKP, bu ülkeyi kara para aklama merkezi haline
getirdi.


“Ülkenin güvenliği için değil, iktidarın güvenliği için atılmış bir
adım”


Geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, “Muhalefet ile
Suriye’deki rejimi bizim bir şekilde anlaştırmamız lazım. Aksi takdirde
kalıcı bir barış olmaz” şeklindeki açıklaması üzerine, Suriye’deki “muhalif
gruplar” bugüne kadar Esed takıntısı nedeniyle kendilerine destek veren
Türkiye aleyhine bir muhalefete dönüştü.


“İktidar için Esed yeniden Esad olacak gibi görünüyor”
Bu açıklamanın yankıları sürerken AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati
Yazıcı’nın “Şam ile ilişkiler direkt hale gelebilir, seviyesi de
yükselebilir. Özellikle uluslararası alanda yaşanan ihtilafları çözecek
olan diyalogtur” sözleri ve AKP’nin hatada ve yanlışta destekçisi Devlet
Bahçeli’nin “Dışişleri Bakanımızın Suriyeli muhaliflerle Esad rejimi
arasında barışın tesis edilmesi hususundaki yapıcı ve gerçekçi
sözleri kalıcı çözüm arayışlarına güçlü bir nefestir. Türkiye’nin Suriye
konusunda attığı adımlar değerli ve isabetlidir” şeklindeki sözleri ise
Suriye’de bir politika değişikliğinin kesin olduğunu ortaya serdi.


Görünen o ki iktidar için Esed yeniden Esad olacak, Suriye ile 12 yıldır
yaşanan gerilim seçim öncesi bir yatırım mahiyetinde son bulacaktır.
AKP Suriye’de de her zamanki gibi yanlışlarının maliyetini milletimize
ödetmiştir. Acı olan şudur ki milletimiz Suriye’de telafisi mümkün olmayan
bir maliyeti yüklenmiş, yüzlerce şehit vermiştir. Dahası ilke ve akıldan uzak
inatlarla bugün ekonomik krize sebep olan AKP, Suriye’de de bir inat
uğruna onmaz yaralar açmıştır.


AKP’nin Suriye’deki Esed takıntısı önce sınırlarımızda bir terör devleti
kurulmasına, sonra da bölgenin jeopolitikasını kalıcı biçimde değiştirecek
bir duruma, Rusya’nın asırlık hayallerinin gerçekleşmesine, bölgeye
yerleşmesine, sıcak denizlere inmesine sebep olmuştur.


Demokrat Parti olarak Suriye’de Suriye Arap Devleti yönetimi ile, Esad ile
görüşülmesi gerektiğini, bugün yaşadığımız güvenlik sorunları ve
demografik sıkıntılar için elzem kabul ettik. Bunu da defaatle beyan ettik,
lakin şimdi sormak gerekmektedir; “Daha ne kadar hatalarınızın
maliyetini ödemeye, gencecik Mehmetçiklerimizin canı pahasına
yanlışlarınızın ceremesini çekmeye devam edeceğiz?”


Bugün “diyalog önemli” diyen zevat yeni mi anladı? Sayın Bahçeli “Katil
Esad’la görüşme teklifinde bulunanlar akıllarını başlarına alsın”
derken bugün en oldu da çark etti?


Kuşkusuz bu adım toplumsal bir krize tekabül eden Suriyeli sığınmacılar,
geçici koruma statüsündekilerle ilgili sorunu, sınır güvenliğimizle alakalı
sorunu çözmek konusunda değil, iktidarın seçimle ilgili kaygılarını, iktidarın
güvenliğini tahkim etmek için atılmıştır.

“Traktör ve tarım ekipmanları fiyatları uçuşta!”


Yaşanan pandemi süreci üretim maliyetlerini negatif olarak etkiledi ancak
fiyatlardaki artış esas kur maliyetleri ile ilgili. Artan ekipman fiyatları
çiftçinin belini büküyor, modern tarım yapmak küçük üreticiler, işletmeler
için giderek zorlaşıyor. Bunun sonucunda da araziler el değiştiriyor!


Gelin 2021 sonu ile bugünü tarım ekipmanları konusunda kıyaslayalım:
 20 sıralı mibzer (tohum ekici) geçen sene yılsonu 33.000 lirayken
bugün tam 90.000 lira!
 4’lü normal bir pulluk geçen sene yılsonu 12.000 lirayken bugün
32.000 lira!
 1000 litre kapasiteli ilaçlama makinesi geçen sene yılsonu 20.000
lira iken bugün 60.000 lira!
 Traktör fiyatlarını hiç konuşmaya bile gerek yok.


“Bugün artık AKP’nin yeni Türkiye’si ve anlık değişen fiyatlar var”
Normalde yılda bir defa maliyet zammı yapan firmalar, şimdi üretim
bandından çıkana kadar üç kez değişen maliyetlerle karşı karşıyalar.
Ülkemizin temel eksikliği burada da karşımıza çıkıyor; ithal ham madde
ihtiyacı ile dışa bağımlılık. Ancak lafa söze gelince milli ve yerliler…


Tabi bu sadece üretim ayağı. Bunun bir de bayi ve müşteri ayağı var.
Bundan böyle “kaporasını verdim, fiyatı bloke ettim” dönemi eski
Türkiye’de kaldı. Bugün artık AKP’nin yeni Türkiye’si var, anlık değişen
fiyatlar var karşımızda.


Demokrat Parti olarak bir kez daha diyoruz ki;
ÜRETMEZSEK TÜKENİRİZ TÜRKİYEM. Üretmemenin maliyeti maalesef
her geçen gün katlanarak artıyor. Artık iktidardan umudu kestik, bu iktidar
inşaat, beton, AVM sevdalısı bir iktidar.


Biz çiftimize ve gençlerimize söz veriyoruz: kurulduğu ilk andan itibaren
ülkenin kırsal kesiminde devrim yapan DEMOKRAT PARTİ olarak yine
aynısını bugünün şartlarına uygun olarak yapacağız ve üreterek
zenginleşeceğiz.
"Kıbrıs Sorununa sırtını dönerek, bunu bir iç politik malzemesi
yapıyorlar”


Ağustos 1991'de İslam İşbirliği Teşkilatı'nda "gözlemci üye" statüsü
kazanan Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, teşkilata üye ülkelerin dahil olduğu,
bizim evsahipliği yaptığımız İslami Dayanışma Oyunları'nda bugün tek bir
sporcu ile temsil edilmiyor.


Güya dünya mazlumlarının sesi olan AKP iktidarı, devletimiz ve milletimiz
nazarında "Milli Mesele" olarak görülen, bir varlık, hak ve adalet
sorununa, "Kıbrıs Sorunu"na sırtını dönerek, bir iç politik malzemesi
yapıyor.


İktidara geldiği gün "toprak vermeyi dahi düşünebiliriz" diyen AKP,
bugün başta kapalı Maraş'ın açılması meselesi olmak üzere Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti ile ilgili her sorunu "yerli ve milli" söylemlere malzeme ediyor.
Neticede bugün en temelde "tanınma" sorunu yaşayan Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti, evsahibi olduğumuz ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin gözlemci
üye olduğu bir birliğin organizasyonunda temsil edilmiyor. Sormazlar mı
sen tanımıyorken kim tanısın Kıbrıs’ı diye?

Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
Kabul Et