Yaşlı Kızılderili:
“İnsanın içinde bir savaş var. Korkunç bir savaş… İki kurt arasında… Bu kurtlardan birisi öfkeyi, kıskançlığı, açgözlülüğü, kibri temsil ediyor. Diğeri ise sevgiyi, nezaketi dostluğu, merhameti...”
Çocuklardan biri yaşlı Kızılderili’ye sorar:
“Hangi kurt kazanacak?”
Yaşlı Kızılderili:
“Beslediğiniz…”
***
Oğuz Atay, 'Günlük'te '...biz çocuk kalmış bir milletiz.' der.
Yazar, bu cümleyi farklı bir bağlamda kullansa da toplumumuzun bugünkü hallerini görseydi herhalde değiştirirdi cümlesini…
İçimizdeki o iki kurt arasında “kötü” olanı toplum olarak o kadar uzun zamandır besliyoruz ki sokaklarımız katillerle dolup taşmış durumda…
Eğitimlisi, cahili fark etmeden öldürdükçe öldürüyoruz.
Zevk için hayvanlara işkence edip onları öldürüyoruz.
İğne acıttı, diye sağlık çalışanlarına saldırıp doktorları öldürüyoruz.
İstek şarkısını bilmiyor, diye şarkıcıyı öldürüyoruz.
Yemek gecikti diye kuryeyi öldürüyoruz.
Boşanacak diye kadınları…
“Allah’a adamak” için çocukları…
***
'...biz çocuk kalmış bir millet” miyiz bilmem ama öyle bir milletiz ki ne sevincimizin bir ölçüsü var ne hüznümüzün...
Her duyguyu uç noktalarda yaşıyoruz.
Afet olur, canhıraş yardıma koşar, kumbaramızdaki son harçlığı bağışlarız veya kirayı %300 arttırıp depremzedeleri dolandırırız.
Allah'tan korkar ama şark kurnazlığıyla hak yemekten hiç çekinmeyiz.
Mutlu günümüzde o kadar coşarız ki sevincimiz başkalarının ölümü olur.
Belki de dünya üzerindeki en çabuk, en kolay gaza gelen milletiz.
O kadar çabuk da unutan bir milletiz.
Daha çok şey söylemek mümkün lakin… Yine Oğuz Atay ile bitirelim:
'Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler, ağzına dolar insanın. Sussan acıtır, konuşsan kanatır!'