SERDAR ERKAN

Tarih: 12.01.2022 11:31

MUHALEFETİ BEKLEYEN BÜYÜK SINAV!

Facebook Twitter Linked-in

Yıllardan beri, iç ve dış stratejik analiz ve değerlendirmelerinin yazılarını ilgiyle izlediğim, Cumhuriyet Gazetesi’nden Ergin Yıldızoğlu’nun 3 Ocak 2022 günkü köşe yazısında yazmış olduğu ‘Umut Var, Tehlike de’ yazısı önümüzde, AKP sonrası ülkemizi bekleyen tehlikeye dikkat çeken çok önemli bir analizdi.

Muhalefetin, Mersin’de yaklaşık bir ay içinde yaptığı ilk iki görkemli miting, AKP iktidarının sandıkta gönderileceği umudunu güçlendirmiştir. Ancak, bende umut kadar, tehlikelerin de öngörülerek önlem alınması gerektiği görüşündeyim. Son gelişmeler gösteriyor ki, önümüzdeki seçimlere yönelik Cumhur ittifaki üç yönde hazırlık ve tahkimat yapıyor.

Birincisi; iç veya dış kutuplaşma ve gerginlik ortamında muhalefeti sokak çatışmalarına ve provakasyonlarına zorlayarak, seçimleri iptal edebilmek veya ertelemek, ikincisi; iktidarı her ne olursa olsun bırakmamak için seçim düzleminde kazanabilecek, baskın seçim dahil her türlü girişimi yapacak planlama ve uygulama(İBB’ye teröristlerin alındığını iddia ederek yıpratmak), üçüncüsü ise; sandıkta kaybettiği anda gelecek iktidara kaldıramayacağı ve sonraki ilk seçimlerde kaybedeceği ekonomik yük veya enkaz bırakmak ve ilk seçimde iktidarı geri almak(son çıkan yasa ile Mersin limanı dahil bir çok limanının 49 yıllığına ihalesiz verilmesi, yargı ve devlet bürokrasisine hızlanan partizanca atamalar).

KURTULUŞ SAVAŞI SONRASI EKONOMİK TABLO GİBİ

Ergin Yıldızoğlu’nun dikkat çektiği, benimde üçüncü sırada belirttiğim planlama ve hazırlıkların getireceği ortamda, olası tehlikelere dikkat çekmektedir. Zaten, içi boşaltılmış devlet kasası ile çok zor durumda olan ekonominin kırılganlığı ile ülkemizin ekonomik ve siyasal krizden çıkışı gerçekten çok zorlu olacağı bellidir. Ergin Yıldızoğlu yazısında bu durumu “Eğer muhalefet partileri seçimleri kazanırsa onları çok tehlikeli iki hata olasılığı bekliyor olacak. Birincisi, devir alacakları ekonomik enkaza ilişkindir.

İkincisi de toplumsal barış adına, ‘bırakın geçmişte olanlar, geçmişte kalsın’ tutumunu benimserse gündeme gelecektir. Yeni hükümet, yüksek enflasyon, uluslararası mali sermayenin güvenini kaybetmiş bir Türk Lirası, tükenmiş döviz rezervleri, derinleşen yoksulluğun yıktığı bir toplumsal talep, taşınması olanaksızlaşmış tüketici kredileri ve özel sektör borçları, derin krizde bir inşaat sektörü, sanayi ve ticaret karlarını kemiren sürdürülemez bir rant ekonomisi ile karşılaşacaktır. Bu saydıklarımın hepsi ülkenin sınıflar matrisi içinde karşılıkları var.

Bu kesimler, kendi çıkarları doğrultusunda hemen yeni hükümete baskı yapmaya başlayacaklar. Yeni hükümet, eğer neoliberalizmin etkisi altındaki iş çevrelerinin, ekonomistlerin peşinden giderse alacağı önlemler(faizleri hızla yükseltmek, ekonomiyi küçülterek enflasyonu düşürmeye çalışmak gibi) seçmenin desteğini hızla eritecek, umulan istikrarı getiremeyecektir.

Yeni hükümet, ‘bırakın geçmişte olanlar, geçmişte kalsın’ tutumunu benimser, bugünkü rejimin 20 yıldır devlet ve toplum içinde inşa ettiği yapılanmayı görmezden gelirse, bu yapılanma kısa sürede elini kolunu bağlamakla kalmayacak, ekonomik toparlanma için gereken kaynaklara ulaşmasını da engelleyecektir. Dahası, ekonomi ve toplumsal kriz derinleşmeye devam ederken, muhalefet blokunun bileşenleri arasında, karşılıklı suçlamalar, pasta bölüşme kavgaları, ideolojik farklılıklar öne çıkacak, ’bakın yönetemiyorlar’ savı hızla inanırlılık kazanacaktır.

Bu olasılıklar gerçekleşmeye başlarsa, Siyasal İslam bu kez seçim kaybetmiş olmanın deneyimiyle eski gücünü yeniden kazanabilecek, geçmişten ders aldığı iddiasıyla (ve tabi yine liberal enelijansiyasının katkısıyla) büyük sermaye ile ilişkilerini tamir ederek yeniden iktidara gelebilecektir. Siyasal İslam’ın ‘ikinci gelişi’ çok daha sertleşmiş toplumsal çelişkiler ve uluslararası ilişkiler ortamında gerçekleşeceğinden, ülke gittikçe hızlanan bir süreç olarak ‘faşizm burgacında yıkıma doğru sürüklenmekten kurtulamayacaktır.’ demektedir.

ŞAHSIM EKONOMİSİ VE MERSİN LİMANI

Ergin Yıldızoğlu’nun analizi son derece gerçekçi yorumlara dayanmaktadır. İlaveten 20 yılda ekonomide oluşan yapılanma, ülkemizde neoliberalizmin vaadedilen kendi kurallarına bile uymayan, hoyrat bir ‘şahsım ekonomisi’ nin derinleştirdiği zorlukları da vardır. Liberal ekonominin temel savı olan ‘tam rekabet hukuku’ halen işlememektedir. Saraya yakın ve içli dışlı olan şirketler ve lobiler’ ezici üstünlükleri ile piyasaya yeni şirketlerin ve aktörlerin girmesini engellemektedir. İlaveten lobilere verilen ilave imtiyazlarla adeta Osmanlı’nın son dönemindeki kapütülasyon mantığı işlemektedir. Bunun son örneği Mersin Konteyner Limanı’nın başına gelenlerdir.

10. Stratejik Programda kesin ifadelerle yer aldığı halde, 11. Programda muğlak ifadelerle çıkarılan, Mersin ana konteyner limanı, şahsım ekonomisinin bileşenleri lobilerin baskısıyla çıkarılmış, üstelik mevcut liman işletmesinin lehine, Atatürk parkının içinde Mersin’lilerin ‘sağlığını , Atatürk Parkı’nın denizini ve kent belleğini kirletecek’ ilave iskele yapımı ile kapasite artışını Büyükşehir Belediyesi ve Mersinlilerin anayasal hakları olan itirazlarına rağmen, adeta zorla dayatılmaktadır. Üstüne üstlük, geçtiğimiz hafta yasalaşan bir kanunla, mevcut liman işletmeci şirketlerine bir imtiyaz veya kapütülasyon daha verildi.

Mersin milletvekillerinin, mevcut liman işletmecilerinin işletme süresini 49 yıllığına ihalesiz uzatan, TBMM’deki yasa teklifine karşı kürsüde gündeme getirdikleri açıklamalar çok önemliydi. Ancak TBMM’de sayısal üstünlüğe sahip AKP iktidarı, şahsım ekonomisinin lobilerinin isteklerini gerçekleştirmede tereddüt etmedi. İnsan inanamıyor..! Kurtuluş Savaşı’nı vermiş, ekonomisini yoktan var ederken büyük bedeller ödemiş bir ülkede, limanlar gibi ihracatımızın temel yapıları, şirket ve lobilere nasıl böyle peşkeş çekilebilir?

MİLLET İTTİFAKI VE MUHALEFETE DÜŞEN

Altı Partinin TBMM deki ortak çalışmaları, sadece AKP sonrası Siyasal Modellemeleri üzerinde yoğunlaşmakta kalmamalı , Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki birinci ve ikinci meclisin anlayış ve ruhuyla ekonomik kurtuluş ve krizden çıkışıda planlanarak Bu atılacak adımları somutlaştırarak mutlaka planlamalıdır. Kişisel önerim, acil müdahale için dar kapsamlı ekonomik ve sosyal konseyin toplanması sonrasında, geçmişte Lozan görüşmeleri arasında yapılan ‘İzmir İktisat Kongresi’ (İİK) gibi daha geniş katılımlı bir iktisat kongresinin toplanmasıdır. Böylelikle, ekonomik zorluk ve çözümlerin daha geniş tabanda tartışılmasıdır.

Bu kongrede yeni ekonomik düzenin inşasına ilişkin kararlar ilgili tüm aktörlerin katılım ve katkısı ile alınmalıdır. İKK’de olduğu gibi, mutlaka tüm sendikalar ve meslek odaları dahil ‘bu kongreye ekonominin tüm bileşenleri davet edilerek’ katılmaları ve görüşlerinin ifade edilmeleri sağlanmalıdır.

Aralık ayının son günlerinde TMMOB tarafından gerçekleştirilen Sanayi Kongresi’nde gündeme getirilen saptamalar gösteriyorki 20 yılda oluşan sağlıksız şahsım yapılanması dikkate alınarak, şimdiden muhalefet tarafından, ekonomide, ilk 7 günde, ilk 30 günde, ilk 100 günde ilk 300 günde birlikte at adımların üzerinde titizlikle çalışılmalıdır. Belirlenecek tüm adımlar kamuoyuna ortak imza ile ilan. edilmeli ve bu adımlar Edirne’den ‘Hakkari’nin Şemdinli kazasının Ördekli Köyüne kadar tüm ’ yurttaşların duyması sağlanmalıdır. Seçim sonrasına bırakılan her önemli konu , ErginYıldızoğlu’nun yazısındaki tehlikenin gerçekleşmesi olasılığını artırabilecektir.

Serdar Erkan


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —