SERDAR ERKAN

Tarih: 09.12.2020 00:45

MERSİN’DE ŞEHİR HASTAHANESİ YETERLİ Mİ?

Facebook Twitter Linked-in

              Tüm Dünya, bir taraftan güvenilir aşıya ulaşmaya çalışırken, diğer taraftan kış aylarında daha da artacak vakalarla daha da çetin geçecek ikinci dalgayla mücadeleye hazırlanıyor.

Hastalık yüzyılın başında İspanyol gribinde yaşandığı gibi doğal sürecinde yaşanarak sonlanması yıllar sürebilir ve hepimize toplumsal maliyeti olacak acılı bir dönem yaşatabilir.

Toplumsal (sürü) bağışıklığının kazanılması(yani hastalığın yayılma hızının grafiğin tepe noktasına çıkarak, aşağı doğru düşüşe geçmesinin görülmesi ve hastanelerin yükünün azalması için ) o ülkenin nüfusunun yüzde 67 den fazlasının hastalığı geçirmiş olması gerekiyor. Bu durumda bu süreci sadece “aşı “kısaltabilir ölümleri azaltabilir. Bu konuda batılı ve ekonomisi ve siyasi ilişkileri güçlü devletler önceliği almışlar, milyonlarca doz şiparişi çoktan vermişlerdir.

Uzmanlar, ülkemizin yerli aşıya ve Çin’e umut bağlaması nedeniyle, farklı kaynaklardan sağlamakta ve çeşitlilikte geç kaldığını söylemektedirler. Çünkü Aşının belirli arayla iki doz vurulması gerektiğinden hareketle, ülkemizin nüfusunun yüzde 67 sinden fazlasının aşılanabilmesi için bazı uzmanlara göre en az 140 milyondan fazla doz aşı gerekiyor. Bu nedenle, güvenilir aşıya ulaşmakta hem mali, hem de lojistik sıkıntılar vardır.

Çünkü güvenilir aşıların eksi 50 -70 santigrat derece veya üzerinde soğuk zincir ile taşınması gerekiyor. Basına yansıdığı kadarıyla, Çin’den ilk etapta 50 milyon dozun önümüzdeki Aralık ayı içinde Türkiye’ye ulaşacağı söyleniyor. Buda ilk aşamada 25 milyon kişinin aşılanabileceğini gösteriyor. Daha güvenli kabul edilen Biontech firmasına bir milyon aşı siparişi verildiği, bununda özel kişilere vurulacak VIP aşı olacağı söyleniyor.

Aşılamaya öncelikli olarak kronik hastalar, sağlıkçılar ve 65 yaş üzeri risk gruplarından başlanacağı düşünülürse, ilk aşamada her isteyen her an olamayacak. Bu nedenle Toplumun yüzde 67 sinden fazlasının bu hastalığı geçirmesi veya aşı merkezlerinde aşı olmasının sağlanması 2021 yılı içinde mümkün olmayabilir. Aşının ücretsiz olacağının açıklanması bu dönem içinde en sevindirici bir haberlerden biri oldu. Sağlık bakanlığının dünkü açıklamasında, Mersin yüzde 50 artış ve yüzde 74 yoğun bakım doluluk oranıyla en fazla artışın olduğu beş ilin içinde sayıldı.

Zaten son 15 gündür kendi çok yakın çevremizde olan bunu gözleyebiliyorduk. Bir çok yakın arkadaşım COVİD-19 hastası olarak evinde veya hastanelerde yatıyor. Bazıları özel hastanelerde tedavi olmak zorunda kalıyor. Tıp fakültesinde bazı birimlerin çalışanlarının pozitif çıkmasıyla bölümlerin kapatılması nedeniyle, şehir hastanesinde de bir çok çalışanın ve hekimin hastalığa yakalanmasıyla bazı sağlık hizmetlerin aksadığı, bir çok hastanın da yeterli hizmete ulaşamadığı veya hastane kapısından çevrildiği için evinde vefat ettiğini günlük yerel ve ulusal medyadan öğreniyoruz. Dünya sağlık örgütü aşı dağıtımında, en fazla vakanın görüldüğü ülkelere öncelik verileceğini açıklamasıyla birlikte ülkemizde resmi vaka sayılarının patlama yapması manidar.

Türk Tabipler Birliği(TTB) açıklamalarından ve bazı Büyükşehir Belediyelerinin defin sayılarından, bakanlığın açıkladığı salgın vakalarının ve ölüm sayılarının gerçeği yansıtmadığını, gerçek sayıların(bir çok kişiye test yapılmadığını) resmen ifade edilenlerin birkaç katı olduğunu öğreniyoruz. Gerçek buysa soğuk kış günlerinde, aş daha fazla insanın hastalığa yakalanması ve ölmesi kaçınılmaz görünüyor. Şu andaki ölüm hızıyla ayda en az 6000 kişinin ölebileceğini uzmanlar söylüyor. Bu nedenle salgın önlemlerinde ve aşıdaki her gün çok önemli. Bu süreçte yeterli sağlık hizmetini alamadığı için başka hastalıklardan ölümlerde bu sayının dışında ve onlarda artıyor. Sosyal devlet kimliğinden giderek uzaklaşan, Cumhuriyetin binbir emekle kurduğu refik saydam Hıfzısıhha Enstitüsü gibi yerli aşı kurumlarının kapatılarak birikimlerinin heba edilmesiyle , aşı üretmekte geciken, yabancı aşılara bel bağlayan Türkiye’de parası olmayan yoksullar, her zaman her savaşta olduğu gibi bu amansız sağlık savaşında da öncelikle ölecekler. Varsıllar ise paralarıyla aşıya ve tedavi hizmetlerine daha çabuk ulaşarak bir çoğu ölmekten kurtulacak. Sonrada birileri çıkıp “hayır ve şer allahtan, öyleyse bu kaderdir, ölenler güzel öldüler” diyerek yoksulları teselli ederek tepkilerini önlemeye çalışacaktır.

                          ASIDA EN BÜYÜK ENGEL GÜVEN DUYGUSUDUR

Uzmanlar, aşıların seçimi, biyogüvenlik testleri ve ruhsatlandırma süreçlerinin inandırıcı bir şekilde yönetilmesi gerektiğini söylüyor. Son aylardaki vaka ve ölüm sayılarındaki ani artış ve tutarsızlık nedeniyle, toplumda resmî kurumlara “güven duygusu” dip yapmış durumda. Böyle giderse ve yurttaşlar aşı olmak istemezse, salgın süreci çok daha uzayabilir. Buda kaos yaratır. Bu nedenle AŞI SÜRECİNİN YÖNETİMİNE TTB VE DİĞER SAĞLIK MESLEK ÖRGÜTLERİ DAHİL EDİLMELİDİR.

illerdeki pandemi kurullarına Tabip Odaları temsilcileri dahil edilerek meslek örgütünün birikimlerinden ve üyelerinden yararlanılmalıdır. TTB Genel Merkezinin ve Mersin Tabip Odasının bu konudaki son açıklamaları dikkate alınmalıdır.MESLEK ODALARI dışlanmamalıdır. Bu durum halkın aşı çalışmalarına güvenini artıracaktır.

           ESKİ MERSİN DEVLET HASTAHANESİ DE SALGIN HASTANESİNE DÖNÜŞTÜRÜLMELİDİR

Salgınla savaş uzun soluklu bir mücadeledir. Görünen odur ki, COVİD -19 salgınından dolayı sağlık sistemimizin yükü giderek daha çok artmaktadır. Mevcut sistem içinde, halen yoğun bakım kapasiteleri yüzde yetmişin üzerine çıkmış durumdadır. Mevcut yoğun bakım üniteleri dolu olduğundan bir çok kişi hastanelerde test ve tedavi hizmetine ulaşamamakta evlerine geri gönderilmekte ve ancak hastalıkları iyice ilerledikten sonra Ambulansla giderseler hastanelere kabul edilmektedir.

Parası olanlar özel hastanelere giderek tedavi olmaya çalışmaktadır. Bu durum hastalığın yayılma sürecini daha da hızlandırmaktadır. Bu nedenle daha fazla yatak sayısına ihtiyaç doğmaktadır. Eğer ek yoğun bakım üniteleri ve yatak sayıları artırılmazsa mevcut yoğun bakım kapasitelerinin aşılması kaçınılmaz .Bu durumda, daha önce bu köşemde değindiğim gibi “ büyükşehir ve ilçe belediyeleriyle işbirliği yapılarak, il genelinde yeni sahra hastanelerinin kurulması ve eski devlet hastanesinin de, az bir yatırımla hızla “salgın önleme hastanelerine ” dönüştürülmesi yerinde olacaktır. Böylelikle mevcut şehir hastanesinin yükünün azaltılmasına neden olacaktır. Burada en önemli darboğaz yetişmiş sağlık personeli ve cihaz teminidir. Sağlık bakanlığı yeni personel alımını hızlandırmalı, emekli doktor, sağlık teknisyeni, ambulans personeli ve hemşireleri “sözleşmeli olarak” acilen istihdam etmelidir.

Mersin Şehir Hastanesinin ve ilçe devlet hastanelerinin sınırlı kapasitesi yeterli kalmamaktadır. Üstelik tüm covid hastalarının bir hastaneye yönlendirilmesi o hastanede iş ve işlem yoğunluğunu artırmakta hastanelerde birim metreküp başına virüs yoğunluğunu artırmakta, bu durum hastahanelere gidenlerin ve çalışanlara etkisi giderek artmaktadır. Bu nedenlede bu yük bölünerek, SALGINLA MÜCADELE HASTAHANE SAYISI ARTIRILMALIDIR. Ayrıca ilçelerde de belirli sağlık ve aşı merkezleri kurulmalıdır. İlçelerden Şehir Hastahanesine ambulansla hasta taşınma işlemi giderek artmakta, hastaların yollarda ölüm riski artmaktadır.

          SAĞLIK PERSONELİ SAYISI ARTIRILMALI, COVİD -19 MESLEK HASTALIĞI SAYILMALIDIR.

Devletin öncelikli görevi , yurttaşlarının can ve mal güvenliğini korumaktır. Nasıl ki , terörle mücadelede devletimiz, güvenlik güçlerine yeni personel istihdam ediyorsa, yurttaşların can güvenliğini tehdit eden bu salgınla savaşta da sağlık personeli moral ve sayı olarak takviye edilmelidir. Aylardır salgınla mücadele eden Sağlık personelinin giderek artan sayılarda ölümlerinin artması COVID -19 un bir meslek hastalığına dönüştüğünü göstermektedir. Bu nedenle bu hastalığın bu dönemde meslek hastalığı sayılması, sağlık ordumuza alkışlamaktan daha çok önemli bir moral katkı sağlayacaktır. Çünkü herkes gibi sağlık çalışanları da kendileri öldüklerinde geride kalan çocukları ve yaşlılarının be olacağı endişesi yaşamaktadır. Bu nedenle sağlık personelinin moral /motivasyonunu artıracak tüm önlemler derhal alınmalıdır. Çünkü salgın, üzerimize freni patlamış kamyon gibi gelmektedir. Mevcut durumda günde 200 e ulaşan resmî ölüm sayılarıyla devam ederse aylık 6000 ölüm önlenemez ise, yılda en az 75000 civarında resmi ölüm sayısı olacaktır, Bu nedenle aşı olmak kadar, uzmanların önerisi olan “en az 14 günlük tam kapanma” dikkate alınması bu rakamın aşağıya çekilmesine katkı yapacaktır.

08.12.2020

Serdar Erkan


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —