Bir sanat yapıtı/eseri üreten sanatçı ister bir şiir, ister bir resim, ister bir fotoğraf, isterse bir film ortaya koyuyor olsun; eğretileme (metafor) yaratırken ya da güçlü ve çoklu okumalara açık bir anlatı kurarken 'ayna' kendisi için önemli bir öge olagelmiştr.
Bahtin'in gözünden bakalım şimdi bir de ayna ögesine ve aynaya düşen 'ben özne'ye...
Bahtin dünya kültürü için çok önemli bir adam.
Mihail Bahtin...
Bilginin, 'Estetik Etkinlikte Yazar ve Kahraman' başlıklı metni de kültür dünyamız için çok önemlidir.
Kendisi bu önemli inceleme metnini 1920'lerin başkarında yazdı; yazarlığının erken dönemlerinde...
Bu metninde Bahtin, bir zamanlar, hem de hemen her toplumda, neredeyse hiç düşünülmeden öne sürülmüş bir düşünceye (haklı olarak) karşı çıkar. Yaygın olan bu düşünceye göre; hani birey başkalarına nasıl göründüğünü görmek için aynaya bakmalıydı ya?!
Çünkü ayna bir yüzleşme, hatta vicdani muhasebe yansıtıcısı gibi görülegelmişti ya?!
Dolayısıyla da ayna karşısına geçen bireyin özeleştiri yapacağı varsayılırdı ya?!
Bahtin, öyle düşünmüyor... Bahtin'e göre bu, 'boş' bir denemedir. Kendisi bu denemeye 'boş' demekle kalmıyor, böyle bir girişimi sahtekârca da buluyor...
Çünkü bilgine göre, birey hiç kimseye aynada kendisine göründüğü gibi görünmüyor. Nasıl? Şöyle: Aynadaki imge bir başkasına bakmamakta...
Hazır Bahtin bu gerçeği bizlere anımsatmışken; bunun böyle olduğunu herkes kendi kendine kolayca sınayabilir...
Böylece bu deney için ayna karşısına geçen birey, aynadaki görünümünde bireyin, bir başkasının bakışını öngörmek ve yanıtlamak durumunda olmayan bir insanın imgesi olduğunu deneyimlemiş olur...
İşte odadaki yapay ışık ya da doğadaki doğal ışık sayesinde aynaya düşen bu kendi imgesi, günlük yaşantısında nasıl bir görünüm sergilediğini kavramaya uğraşırken dışarıyı devre dışı bırakan birinin 'sahici' olmayan görünümüdür... Narsi'nin su gölcüğüne düşen aynını da anımsayalım tam burada...
Ne korkunç Tanrı'm! Nasıl görünmek ve görmek istiyorsa duruşunu ve durumunu ona göre kolayca biçimlendiren hem özne hem nesne... 'Ben Bir Başkasıdır' zaten Arthur Rembaud için de; bir tersinleme yaparsak...
Şimdi işte Bahtin de bu nedenle, 'ne kadar gülümsese, kaş çatsa, aynadakine dil çıkartsa da, dışarıdan bir bakışla etkileşim içinde biçimlenecek her türlü ifadeden yoksun kalmaya mahkum, eksik bir yüz...' diyor ya...
Öyleyse işte ayna karşısındaki bu insan, 'yalnızca başkalarına nasıl göründüğünü göremeyen değil, düpedüz kendine kör bakan biri...'
... Ayna birçok sanatçı ve bilgin için hep önemli olageldi. Ben de Albatrosun Yolculuğu adlı filmimde Şair (Salih Bolat) ile sokaklarda akordeon çalarak hayatını kazanan Şermin'in (Ufuk Kaplan'ın) bir otel odasındaki 'aşkın yasalarınca yasadışı' birlikteliklerini sorguladığı sahnede, görünümlerini aynada başlattım, bu nedenle...
... Lacan'da da bebeğin ayna evresi, bütün çalışmalarında adeta değişmez bir dayanak ve aktif bir referans olmuştur. Lacan ayna ögesini, insan yavrusunu anlama ve onun aynadaki yansısına hayvan yavrularından farklı tepki vermesi açılarından önemser.
Bir bebeğin, kendisine en yakın şempanzeden ayrılmasını gösteren deneye gönderme yapar Lacan. Çünkü Fransız psikolog Henri Wallon, Lacan'dan çok önce; 'aynadaki yansısı açısından altı aylık bir insan yavrusunun, aynı yaştaki şempanzeden nasıl ayrılabileceğini' göstermişti.
Bebekler, aynadaki yansılarının karşısında, adeta büyülenirken, şempanze ya da başka hayvanlar aynaya düşen imgelerini algılasalar bile; bir ayrıcalık olarak bebek, aynaya düşen imgesi ile kendi vücut bütünlüğü arasındaki işteşliği kavramakta...
Bebek, mutluluk, neşe, haz dolu bir halde, aynadaki kendisi olmayan kendisine(!) karşı tepki vermektedir. Bu da aynadaki bebeği kendi yansısı olarak benimsediğini göstermektedir. Ayna karşısındaki zavallı şempanze bir süre kendine baktıktan sonra, o imgeyi yanıltıcı buluyor olmalı ki, 'kendisi olmayan o şempanze' ile ilgilenmeyi bırakmaktadır.
Ayna adıyla maruf sırlı camın bir yansıtıcı olarak; insan için, 'kendi varlığının onaylatıcısı ekran' olduğu kolaylıkla söylenebilir.
Hatta Andrey Tarkovski'de, tüm yaşananların içinde durduğu hazine odasıdır o (Ayna filmi). Yapılan her iş, ortaya konulan her eylem, bir yaratı olarak her sanat yapıtı, giyinirken birbirini tamamlayacak tarzda seçilen kıyafetler aslında bir yansıtıcıdır, ayna gibi, benliğimizin sadece ipuçları...
Aynaya düşen imgenin sorgulanmasından sonra; makyaj gibi, dövme gibi, kütükayakkabılar üzerine çıkıp olduğundan uzun durmak gibi, güzellik ameliyatları gibi çeşitli yollarla kişinin başkalaşım peşinde kendini başka, hiç olmayan ve hiç olmadığı birine dönüştürmesi konuları da ilginç olabilir...
Başka bir makalede artık...
Dr.Cengis ASİLTÜRK