SERDAR ERKAN

Tarih: 03.11.2020 09:03

AKP SAMİMİ Mİ?

Facebook Twitter Linked-in

          Artık öğrendik(mi?) . Deprem değil, mühendislik bilimine aykırı binalar öldürüyor...! Anadolu’da depremlerde, sadece günümüzde değil, yüzyıllardır insanlar ölüyor. Ölümlerin çoğunun nedeni kentler kurulurken ve binalar yapılırken mühendislik bilimlerinin kuralları doğru uygulanmamasıdır.

Yıllar önce Jeoloji Mühendisliği Profesörü İlyas Yılmazer hocamızdan dinlemiştim. Anadolu toprakları üç kıta ana karasının jeolojik olarak arasındaki sıkışan bir coğrafyadadır. Örneğin aşağıdan Afrika kıtası kuzeye doğru her yıl mm ölçüsünde kayıyor, Anadolu yarım adasını sıkıştırıyor. Bu sıkıştırmalar sonucunda fay hatları (Ege veya Akdeniz çanağındaki deniz tabanında veya Anadolu yarımadasında) geriliyor ve domino taşı gibi yeraltında katmanlar birbiri üstüne dayanıyor ve bir yerlerde fay hatları oluşturuyor. Bir zaman sonra bu katmanlardan biri bu artan sıkışmaya dayanamıyor, kırılıyor ve depremler oluşuyor. Anadolu’nun yüzde 95’i dağlık, yüzde 5’i ovalık araziden oluşuyor. Denizlerde oluşan depremler de dahil, ülkemizdeki depremlerde en yıkıcı etkisini, çoğunluğu birinci sınıf tarım arazisi olan bu ovalık kesimlerde gösteriyor. Öte yandan, aslında Anadolu’nun zengin bir flora ve fauna gen havuzuna sahip olmasının bir nedeni de da deprem kuşağında olması olduğunu söylüyor uzmanlar. Çünkü yüzyıllar içinde depremler yer altındaki zengin mineralleri de yer yüzüne çıkarıyor.

                        OVALIK YERLERDE YAPILAŞMA ARTIK DURDURULMALI

Prof. Dr. İlyas Yılmazer, “Deprem Sorununa Kalıcı Çözüm” adlı kitabında(Kaynak Yayınları), öncelikle hem genel olarak hem de Mersin özelinde önerilerini açıklamıştır. Bunlardan en önemlisi Türkiye’de orta vadede uzun vadede ovalık kesime yerleşimlerin, tarım arazilerinin imara açılması durdurulmalıdır. Çünkü ülkemizin ekonomimizin en önemli dinamiklerinden olan tarım topraklarını kaybediyoruz. Uzmanlar, konut ihtiyacı için dağların ve tepelerin yamaçlarına doğru imar verilmesini öneriyor. Özellikle belediye meclisleri, bu konuda öncülük yapmalı, müteahhitlerin baskısına direnerek jeolojik altyapısı uygun alternatif konut alanları üretmelidir. Mersin’de “Güney Kent Toplu Konut Arazisi”, (inşaat kalitesi hariç) buna örnek bir uygulamadır.

                  ZEMİN KALİTESİNE UYGUN BİNA TASARIMLARI YAPILMALI

Madem ki tarım arazileri gibi ovalık ve riskli alanlar imara açıldı, o zaman ona uygun bina tasarımları geliştirilmeliydi. Ancak Türkiye’de son yıllarda hızlanan köyden kente göç ile tarım topraklarımızı koruyamadığımız gibi , Mersin gibi sahillerde denize sıfır, kumluk oynak zeminde çok katlı apartmanlar diktik. Yılda en fazla üç ay kullanılan ikinci konutları bir yıl içinde yapıldı. Dünyanın en iyi deprem yönetmeliğine sahip olmamıza rağmen,“uygulamada denetim yazıldığı gibi” yapıl(a)mıyor. Zemin etütlerine göre, yapı stokumuzun kalitesinin en az yüzde 60’ının uygun olmadığı biliniyor.

                            BETON EKONOMİSİ ÖLÜMLERE ZEMİN HAZIRLIYOR

AKP iktidarıyla birlikte, 2002 yılından bu yana ekonominin itici gücü olarak, “üretim ekonomisi “ yerine hep “inşaat sektörünü” gördü. İktidar yasama gücüyle ve TOKİ kanalıyla muhalif olan belediyelerin yetkilerini üstlenerek, özellikle İstanbul gibi megapollerde, kent içinde kalan “devletin fabrikalarını, örneğin Ankara’nın göbeğindeki Et Balık Kurumu gibi taşınmazlarını” satarak, AVM olarak imara açtı. Yetmedi, “imar yoğunluk katsayılarını” sahip olduğu belediyelerde hep yükseltti. Bir taraftan da konut kredi faizlerini sürekli düşürdü, hep en düşük faiz oldu. Ancak yandaşlar bununla da yetinmedi, kaçak katlar ve alanlar ilave edildi. Devlette bunu fırsat bildi. Her seçim öncesi İMAR BARIŞI (aslında İMAR AFFI) ile bu kaçak yapı stoklarından haraç aldı. Yetmedi “kentsel dönüşüm” icat edildi, binlerce mağdur oluştu., insanlar var olan evlerinden edildi. Sonuçta ekonominin çarkları tamamen “Beton Ekonomisi” ile döner hale geldi. Öyle ki, büyük kentler tıkanıp yetmeyince ülkenin, SİT alanları, zengin Arap şeyhlerine turistik bölgelerdeki orman arazileri “sebebi belli” yangınlarla imara açıldı. İstanbul’ un içindeki alanlar yetmeyince, KANAL İSTANBUL icat edildi. Arap Emirlerine ve yandaş şirketlere, arazileri yapılmadan satıldı. Ekonomi kazanının altına, sönmesin diye, gelecek kuşakların da hakkı olan hep bu ülkenin taşınmazları atıldı. Bunlar yapılırken, hep deprem için “toplanma alanları” yok edildi, hem de “mühendislik bilimlerinin kuralları” göz ardı edildi. Kentler kalabalıklaşırken, yapı stokları depremsel açıdan güvensizleşti.

                    MESLEK ODALARI VE MÜHENDİSLİK BİLİMLERİ DIŞLANDI

Bu gelişmelere, karşı çıkan Türk Mühendis Mimar Odalar Birliği(TMMOB), Türkiye Barolar Birliği(TBB) gibi, Meslek Odalarının İŞ GÜVENLİĞİ ve YAPI DENETİMLERİ konusunda ÖNERİLERİ HİÇ DİKKATE ALINMADI. Açtıkları davalarla, idarenin sıkıştığı yerde “Bunlar Boğaz Köprüsüne de karşı çıkmışlardı” denilerek, hep engel gibi gösterilerek yetkileri budanmaya çalışıldı. Çöken yapılarda ve “iş cinayetlerinde” özellikle TMMOB üyeleri, sistemin günah keçisi olarak gösterildi, adliye koridorlarında süründüler. Mühendislik Bilimine aykırı uygulamalara itiraz eden, TMMOB üyeleri de , Belediyelerden ve İnşaat Firmalarından işten ya atıldı, ya ayrılmak zorunda bırakıldı ya da sürüldü.

                        AKP SAMİMİYSE ÖNCELİKLE İKİ YASAYI DEĞİŞTİRSİN

Halen İŞ GÜVENLİĞİ ve YAPI DENETİM firmalarına, hizmet bedellerini “doğrudan işveren” ödüyor. Sistemin “yasalarla tıkandığı yer” de tam da burası. SİZ PARANIZI ÖDEYEN BİR İŞVERENİ MÜHENDİSLİK BİLİMLERİNİN GEREĞİNCE VE ÖZGÜRCE DENETLEYEBİLİR MİSİNİZ? İş Güvenliği ve Yapı Denetim Firması da çalıştırdığı mühendis veya mimarın parasını ödüyor. İşverenin istemediği bir denetimi yaptığında, İş Güvenliği ve Yapı Denetim Firması da, çalıştırdığı mühendis ve mimarlarda parasını alamıyor. Bu nedenle AKP samimiyse öncelikle bu iki yasa değiştirilsin. İşverenler “denetim hizmeti alma bedelini”, oluşturulacak bağımsız bir fona/havuza yatırılsın, Mühendis ve Mimarlar de ücretlerini işverenden değil, bu fondan alsınlar. Yani denetleyen mühendis ve mimarlar, özgür iradeleriyle karar verebilsinler. Bu konuda muhalefet partileri ve milletvekilleri zaman geçirmeden bir “yasa teklifi” hazırlayıp TBMM ye sunmalılar. Bu yasa teklifi, “iş cinayetlerinde ve depremlerdeki ölümleri”, AKP iktidarının bundan sonra isteyip istemediğinin bir samimiyet testi olacaktır.

Serdar ERKAN


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —