DOÇ.DR.CENGİS T. ASİLTÜRK

Tarih: 19.05.2019 16:00

ACEMİ YOLCU

Facebook Twitter Linked-in

        ACEMİ YOLCU

indir

         Atalarımızın atalarının ataları ve onların çok uzak atalarının da ataları, kişisel dönüşüm sürecini (inisyasyon), yani olgunlaşma sürecini, bir yerde de insan-ı kâmil olmanın doruğuna ulaşmak için yolculuğa çıkıyordu. Biz de öyle yapıyoruz. İçsel ya da fiili yolculuklar...

        Bu yüzden ilgimizi çekiyor, bizi cezbediyor, büyülüyor içinde hikâye geçen o kurmaca yapılar. İster bedensel, ister sözlü, ister yazılı, isterse görsel olsun...

        İlk kısa filmimi Mehmet Eryılmaz'a izletmek üzere kendisiyle buluşmuştuk Ankara'da Öykü Reklam'da... Günlerce nasıl bir heyecanla beklemiştim onun Ankara'ya gelmesini...

       'Esrime' başlıklı filmimi izlediğinin gecesi için, Tuncel Kurtiz Bulut Sokaktaki gösterisine davet etti. Üniversite öğrencisiydim... Upuzun yıllar önce...

        Önce Tuncel Kurtiz'le tanıştırdı beni Mehmet ağabey. Tuncel Kurtiz, Yılmaz Güney'in şehrinden (Adanalı) olduğum için ayrıca değer verdi bana. İki gece saatlerce sinema konuştuk üçümüz bir masanın etrafında... Düzeltiyorum, konuşmadık da, onlar konuştu, ben onları dinledim. Müthiş bir ikili olduklarını anımsıyorum...

        Mehmet ağabeyin, 'Sinemamızda Bir Dolunay' başlıklı belgesel filmini izledik. Tuncel Kurtiz'di Dolunay... Çok etkilenmiştim filmden...

        Tuncel Kurtiz, 'Şeyh Bedreddin Destanı'nı oynadı bir barda tek başına: Fötr şapkası, paltosu ve kovboy çizmeleriyle salonun ortasına çıktı iki gece. Arkasından ışık veriliyor, duvara devasa bir fötr şapkalı, paltolu, kovboy çizmeli bir Tuncel Kurtiz yansıyordu. Kilometrelerce yol gelmiş yorgun bir at gibi soluklanarak oynuyordu rolünü. Soluklanıyor, soluklanıyor, soluklanıyor burnundan...

        Günümüzden 250 bin yıl önce değil; 1990 yılıydı... Sözlü dil, yazılı dil, hatta sinematografinin dili dahi icat olunmuştu çoktan, ama Tuncel Kurtiz beden diliyle anlatıyordu hikâyeyi... Kahramanımızın kendini keşif yolculuğu beden diliyle ortaya konuluyoru.

        Sözlü dil var bir de. Anneannemin sesi rüyalar ve düşler iç içe, halen kulaklarımda... Keloğlan masallarını, şiirsel bir dünyada yaşadığım çocukluğumla birlikte, onunla iç içe anımsarım hep...

        Romanlar vardı, yazının icadıyla gelmişti evlerimize, gecelerimize düş dünyamızı genişletip, hayatlarımızı zenginleştirmeye... Kaç yaşında olursa olsun, insanı olgunlaşma sürecine alan yazının içindeki serüvendir... Yaşantı geçişleri, serüven parçaları...

        Joseph Cambell'in 'mitolojik yolculuk' dediği mitler evreni... Carl G. Jung ustanın bir adım daha ileri çıkıp 'arketipsel yolculuk' dediği şey...

        Bir başına düştüğü dünyanın ortasında nasıl yaşanacağını bilmeyen biz acemi yolcuların yolculuğuydu aslında yaşamak. Ki, bu nedenle 'Albatrosun Yolculuğu' başlıklı filmin önceki başlığı 'Acemi Yolcu' idi. Bu acemi yolcunun çıktığı yolculuk Budizm'e göre 'sevgi yolu...'

        Acemi yolcu, yolculuğu sırasında bir yandan anı ya da içinde bulunduğu koşulları yaşamakta, bir yandansa nasıl yaşanacağını öğrenerek bir serüven içinde macerasını sürdürmektedir. Ah! Ah, Tanrı'm hiç bitmese bu dairesel zaman serüvenimiz... Ey hayat, ne kadar kısa, ne kadar güzelsin!

         Korku dolu... Karanlık... Yerli yersiz... Müphem... Belirsizlikler yumağı... Endişeler! Bir trajedi belki; vazgeçmek-sarılmak sımsıkı... Cesur olmak ve savaşmak bir gereklilik, tüm korkularımıza karşın...

         'Kahramanlar yolculuğa çıkar ve ejderhlarla yüzleşir, böylece kendi gerçek benliklerinin hazinesini keşfederler' diyor Carol Pearson ise... Kahamanlar yolculuğa çıkarken kahaman olacaklarını bilmezler, böyle bir amaçları da yoktur. Kahraman olmayı hesaplayarak yola düşenlerin soytarı olup çıkmak alınlarında yazılıdır, ne iyi...

         Walter Benjamin, 'yolculuktan dönenin anlatacak hikâyesi vardır' diyor. Kahraman susuyor bazen, anlatmıyor. Bazen Tuncel Kurtiz gibi beden dilini kullanıyor, bazen anneannelerimiz gibi sözlü dili, bazen Gabriel Garsia Marquez gibi yazı dilini, bazen de Ömer Kavur gibi görüntünün dilini...

          Korksak da bir bilet koymalıyız cebimize. Bazen sadece gidiş bileti...

 Cengis Asiltürk


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —